|
Öldürme yolu ile acıma
Ötenazi kelimesi “kolay ve incitmeden ölüm” demektir. Bu özellikle
yaşamasında bir umut olmayan, çok acılar içinde umutsuzca ölümünü bekleyen
kişilerin acısız bir biçimde kendi ya da ailelerinin rızaları ile seçmeleri demektir.
Bu konu
günümüzde oldukça ön plana çıkmış konulardan biridir. Çünkü bazıları
yaşamlarının yaşlılıkta başkalarına muhtaç bir biçimde geçmesini
istememektedirler, ya da kanser gibi ağır rahatsızlıkların acıları içinde
kıvranarak ölümü beklemektense ölmeyi tercih etmektedirler. AİDS gibi sonucu
ölümle bitecek hastalıkların pençesinden kurtulmanın yolu olarak ötenaziyi
görmektedirler. Bu tarz zor durumlar insanı kendi ölümünü kendi seçme gibi yeni
bir düşünceye itmiştir. Kişiler yaşamlarının bir anlam ifade edip etmediği, “yaşam kalitesinin” olup olmadığı gibi konular üzerinde
tartışarak bu karara varma girişimindedirler.
Bu konu
aslında ahlaksal açıdan yeni soruları da beraberinde getirmektedir. Gerçekten
bir kişi kendi yaşamının ne zaman noktalanacağı konusunda karar verme yetkisine
sahip midir? Acaba bir kişinin yaşamına son verilmesi için doktorlardan yardım
isteme hakkı ve şansı olabilir mi? Bir kişinin yaşamının artık fayda etmediği
konusunda yani daha farklı bir deyişle “yaşama kalitesinin” yok olduğu noktasında kim karar yetkisine sahiptir? Şimdi bu konular
üzerinde biraz duralım.
Bugün
birçok ülkede ötenaziyi geçerli kılacak yasalar bulunmamaktadır. 1996 yılında
Avustralya bu konuda bir yasayı kabul etmesine rağmen yasa tartışmalarla geri
dönmüştür. 1993 yılında ise bu konu üzerinde oldukça liberal bir yasa Hollanda
hükümeti tarafından kabul edilmiştir. Bu yasaya göre aşağıdaki şartlar olursa
doktorların kişiye ölüm hakkı vermeleri yasaldır:
a) Kişinin umutsuz bir biçimde bir hastalığı
olması ve çok acı çekmesi durumunda ötenazi istemesi söz konusu olabilir.
b) Bütün yollara başvurulduğu halde sonuç
alınamaması ve başka bir çıkar yolunun kalmaması durumunda uygulanabilir.
c) Hasta kendi yaşam süresi üzerine karar
verebilecek bir konumda olması gerekmektedir.
d) Bu uygulamayı yalnızca bir doktor bir
başka doktorun gözetiminde yapabilir.
Bu
sıralamaya baktığımız zaman Allah’ın bakış açısına göre Yaşamın değeri
konusunda hiçbir maddeye rastlanmamaktadır. Bu yasa çıktıktan sonra Hollanda’da
her yıl altı bin kişinin üzerinde insan buna göre ötenazi yoluyla ölmektedir.
Ötenaziyi destekleyenler bu iki noktada kendilerine yol bulmaktadırlar:
Birinci: Anormal bir biçimde doğan bir bebeğin
yaşamasının getireceği büyük baskı ve sıkıntılar göz önünde bulundurularak bu
bebeğin yaşamına son verilmesinin çok daha insancıl olduğu düşünülmektedir.
Aile ve doktor birlikte karar vererek bu bebeğin yaşamı ya da ölmesi üzerine
karar yetkisine sahiptirler.
İkinci: Yetişkin bir insanın gerçekten iyileşmez
bir hastalığa tutulması durumunda ve çok acı çekerek yaşamının gün be gün
erimesi karşısında böyle bir yolu seçme şansının bulunmasıdır. Böylelikle bu
yol bu insan için bir merhamet olmuş olacaktır. Çünkü ağır kanserler ve AİDS
vakalarında kişi acısız bir biçimde ötenazi ile ölümü seçerek bu durumdan
kendisini kurtarmış olacaktır. Bu kişinin en doğal hakkıdır.
İşte bu
iki durumda ötenaziyi savunanlar kendi savunmalarının haklı olduğunu dile
getirmektedirler.
KİŞİLERİN
ÖTENAZİYE İNANMALARININ NEDENLERİ
Aslında
ötenaziyi destekleme konusunda oldukça etkin tartışmalar vardır. Bu nedenleri
gösterip bu nedenlerin geçerli nedenler olmadığını göstermeye çalışacağız:
a) Herkes kendi yaşamını sonuçlandırma hakkına sahiptir
İntihar konusu üzerinde düşünürken bu
konuya değinmiştik. Birçok kişiler (özellikle dinsel inançları zayıf olan
kişiler) kendi yaşamlarının kendilerine ait olduğu ve istedikleri gibi bu
yaşamı kullanabilecekleri gibi bir düşünceye sahiptirler. Bu konuda ölümü de
kendilerinin seçebileceklerine inanırlar. Ölüm biçimini seçme haklarının
olduğuna inanırlar. Oysa, Kutsal Yazılar’a baktığımız zaman bütün bu
düşüncelerin tam tersini görürüz. Bizler Allah’ın bize verdiği yaşamın ancak
kahyaları durumundayız. Bir inanlı hiçbir zaman kendisinin böyle bir ölümü
seçme hakkı olduğunu söyleyemez. Çünkü bütün evrenin olduğu gibi bizim
sahibimiz de yalnızca Başlangıç ve Son olan o yüce Allah’tır.
Bazıları doktorlarına “Eğer çok ağır bir hastalık durumuna düşersem ve acılara dayanamayacak bir
hale gelirsem benim ötenazi yolu ile öldürülmeme izin veriyorum” şeklinde bir izin kağıdı yazarlar. Bu aslında büyük bir yükün başka bir
insanın sırtına yüklenmesinden başka bir şey değildir. Çünkü o insan bu kağıdı
yazan imzalayan insanın hayatı üzerinde karar verecek ve adeta bu kişinin
katlinde rol oynayacaktır. Bunun adam öldürmekten farkı olduğu düşünülemez. Bu
oldukça ağır bir günahtır.
b) Herkesin her ne şekilde olursa olsun yaşama hakkı vardır
Daha
yukarıda değindiğimiz gibi ötenazi savunucuları anormal olarak doğmuş bebeğin
standartların altında bir yaşam yaşamaktansa ölmelerinin daha iyi olduğunu
söylüyorlardı.
Burada
şu soruyu sorabiliriz: “Normal yaşam nedir?” Bir yaşamın “normal” ya da “anormal” olduğuna kim karar verebilir? Eğer biz
anormal olarak değerlendirdiğimiz kişilerin ölümüne karar verir ve aynı zamanda
çaresiz hastalıklara yakalananların ölümüne izin verirsek, çok büyük sorunlarla
karşı karşıya kalırız. Daha ilerde insanları nasıl durdurabilirsiniz? Bebeğinin
elinde biraz yamukluk olan ya da hafif sakatlığı bulunan çocuklarını öldürmeye
kalkan aileleri nasıl engelleyeceksiniz? İnsanın ne kadar aşırıya gittiği ve
zaman zaman ne kadar kontrolden çıktığını görmek için televizyon kanallarını
karıştırmamız yeter de artar bile. Canım istisnalar kaideyi bozmaz tarzında bir
yaklaşım da sorunu aydınlatmaya yetmez. Dünya bakış açılarının değişmesi
Allah’ın kurallarının yok olması bize yüzlerce sorun getirmiştir. İşte serbest
seksin getirdiklerini gördük. Sonucunda amansız hastalıklar bütün dünyayı
sardı. Oysa Allah yatak lekesiz olsun, evliliğe önem verin şeklinde dünya
insanlığını uyarıp durmuştu. Ya ilerde bazı devletler çok yaşlıların artık
yaşam kalitesini yitirdikleri ve topluma ağır geldikleri için öldürülmelerine
karar verirse. Bunun karşısında ne yapacağız? Bütün etnik farklılıklar, siyasal
ayrımcılıklar ve dinsel yaklaşımlar bir başka kişiyi kendisi için anormal ilan
edebilir. O zaman ya bu anormal kişilerin de katli vaciptir denirse ne olacak?
İşte insanlık bu gibi konuları daha geniş açıdan değerlendirmelidir.
Yaşamın
değeri öğretisine baktığımızda biz bütün insanların ve hatta bütün canlıların
yaşamına verilen değerden bahsediyoruz. Hem de bu değerin insansal bakış
açısından değil, Allah’ın bakış açısından olduğunu gözlemliyor ve kendimize
bunu ilke ediniyoruz. Bu bakış açısına göre kör, sakat, topal ya da bazı farklı
görünüşlerine göre insanları ayırmıyoruz. İnsan bir bütün olarak bütün
hastalıklarına, eksikliklerine rağmen Allah sevgisi altındadır. Bunu Kutsal
Yazılar’dan böyle öğreniyoruz. İnsan yaşamı üzerinde ölüm ya da yaşam gibi
kararlara giren kişi kendisini Allah yerine koyuyor demektir. Bu da oldukça
tehlikeli bir oyuna girmektir.
c) Birçok yaşlı kendi ailesi ve toplumu için yük olmak istemiyor
Bazen
gerçekten bu sözler biz insanların ağzından kolaylıkla dökülüveriyor. Yaşlılar
kendileri yük olmak istemedikleri için çok kötü bir biçimde bir hastalığa
yakalandıklarında ve kendileri için başka çareleri olmadığı için ölümü tercih
ediyorlar.
Hiç
kimse hiç bir neden için kendi yaşamına son verme hakkına sahip değildir. Burada tekrar aynı
soruyu sorabiliriz. Yaşam hakkında dünyaya gelirken kararı kendileri mi
verdiler? Kendileri vermediğine göre ölüm anı içinde kararı vermemeleri
gerekmiyor mu? Yaşam her ne kadar da zor olsa sahibine sahibinin zamanlamasında
iade edilmelidir.
Aynı
zamanda toplum gençlerini taşımayı bildiği gibi yaşlılarını taşıma
sorumluluğunu da üstlenmelidir. Bu aynı zamanda toplumsal merhamet için oldukça
önemli bir noktadır. Yaşlı insanlar yaşamları boyunca topluma bir şeyler verip
durmuşlardır, artık yaşamlarının sonuna gelmişler ve bu noktada toplumdan bir
şeyler beklemektedirler. Bu beklentileri de çoğu zaman yalnızca yük
olmadıklarını bilmeleri ve hissetmelerinden başka bir şey değildir.
Özellikle sanayileşen dünyamızda artık ne yaşlılara ne de çocuklara fazla ilgi
kalmamıştır. Bu toplumun kendi kendine intiharı demektir. Yaşlılardan alınacak
çok şeyler vardır ve çocuklara verilebilecek çok şeyler vardır. Yaşam her
döneminde Allah önünde çok değerlidir. Bizler toplum içinde aileden başlamak
kaydı ile bu yaşama saygı gösterirsek bütün toplum daha esenlik içinde bir
toplum haline gelebilir.
d) Acı çeken bir yaşama son vermek acı çeken kişiye merhamet göstermektir
Bazı
kişiler anormal bebekler için düşündüklerini yaşlılar için de düşünmektedirler.
Çok ağır hastalıklara tutulmuş ve ızdırap içinde yaşamaya çalışan insanların
acılarının ölüm yoluyla dindirilmesinin bir merhamet olduğunu düşünmektedirler.
Bir kişinin acısını dindirmek gibi bir
niyetle öldürme eylemine izin vermek ve bu eylemde bulunmak her ne kadar olumlu
gibi görünse de hala bir kişinin yaşamına kasten son verme işlemi ile kucak
kucağadır. Bunu yinelemek gerekirse hiçbir insanın bir başka insanın yaşamına
son verme hakkı yoktur. Bir insanın kendi
kendine kendi yaşamını da sona erdirmesi düşünülemez. Burada motivasyon çok
önemlidir. Örneğin; bir aile kendisine yük olduğunu düşünerek pek de fazla
ızdırap içinde olmayan bir yaşlı ferdi için ölüm fermanını imzalayabilir. Biz
insanız bizi bizden kim koruyabilir? Allah bu nedenle Kutsal Yazılar’ı ile bize
buyruklarını hatırlatıp durmakta ve bizi kendi sevgisi altında yaşama saygılı
kişiler olarak tutmaya çalışmaktadır. Bu nedenle başka kişilerin yaşamları için
bizlerin karar verme yetkisinin olması oldukça yanlış bir durumdur.
Bugün
artık tıp oldukça ilerlemiştir. Ağrılar içinde kıvranan kişilere oldukça
yardımcı ilaçlar keşfetmiştir. Gerçi oldukça fazla harcamalar gerektirebilir
ama yine de çözümsüz değildir. Hatta İngiltere’de ölüm döşeğindeki kişilere
yardım edebilmek için “hospice movement”denilen bir yardım
kurumu kurulmuş ve bu durumdaki kişilere yardımcı olmaya çalışmaktadır. Burada
önemli olan toplumun Allah’ın bakış açısında insan yaşamını değerlendirmesi,
önem teşkil etmektedir. Böylelikle insanlar huzur içinde doğup huzur içinde
yaşayabilir ve yine huzur içinde Allah’a dönebilirler.
SONUÇ
Sakat
doğmuş bir bebek için doktorun ya da ailesinin ölmesi ya da yaşaması için karar
verme hakkı var mıdır? Yaşamını sürdürmeye çalışan ama çaresiz bir hastalığı
bulunan bir yaşlı kendi yaşamını sona erdirmek gibi bir hakka sahip midir?
Herhangi bir kişinin kendi yaşamına son verme hakkı var mıdır? Bir kişinin
ölmesi için bir doktor karar verebilir mi? Bu soruların cevabı insan yaşamına
verdiğimiz değere bağlıdır.
Ötenazi
insanlara aslında hakları olmayan bir konuda hakları varmış gibi davranmalarını
sağlamaktadır. Hiç kimsenin kendi yaşamlarına son verme hakkı yoktur. Bir
doktor bir kişinin ölmesi için yardımda bulunamaz.
İnanlı
ötenazinin karşısında yer almalı ve bu olayı Allah’ın verdiği yaşama karşı bir
olay olarak değerlendirmelidir. Aynı zamanda toplum için bir takım
problemlerden kolaylıkla sıyrılma yoludur. Ucuz bir çözüm olduğu için toplumu
sorunlar karşısında daha sorumsuz olmaya ve doğal olarak daha acımasız
davranmaya itmektedir.
Bir
inanlı için bütün yaşam Allah’ın armağanıdır. Ötenazi ise Allah’ın yaşam
armağanını ve bizim üzerimizdeki karar yetkisini inkar etmektir. Acı çekmek hiç
kolay bir durum değildir, ama yine de insan olmanın içinde bir gerçektir. Bazen
çok büyük ızdırapları birlikte getirir. Ama bazen de büyük tecrübeleri
beraberinde taşır. Bütün bu acılar içinde Allah lütfunu daha net algılayabilme
şansı da bulunabilir. Acılar, ızdıraplar, hastalıklar güzel günlerin değeri
için birer karşı yaradılıştır.
Kendimizi Allah gibi davranmaktan korumalı ve O’nun yarattığı kişi olarak O’nun
yarattığı muhteşem evren içinde yerimizi bilerek bazen sabırla, bazen sevinçle,
bazen hayretle, bazen üzüntü ile, bazen sorumsuzca, bazen yüzlerce problemle
yaşamalıyız. Sadece yaşamalı, yaşamın Allah armağanı olduğunu bilerek tadına
varmaya çalışmalıyız. Bu arada Eyub’un şu sözlerini de hiç aklımızdan
çıkarmamalıyız:
“Anam bağrımdan çıplak çıktım, ve oraya
çıplak döneceğim; RAB verdi, ve RAB aldı; RABBİN ismi mübarek olsun.” Eyu. 1:21
ÖZET
Yaşam ve
ölüm kolay konular değildir. Bütün buna karşılık yaşamın her bölümünde bize yön
verecek şekilde Allah yolu kutsal yazılarda sunulmuştur. Hıristiyan doktrinine
göre yaşamın değeri Allah’ın bakış açısına göre tartışılmaz derecede yüksektir.
Özellikle insan yaşamı. Çünkü insan Allah benzeyişinde yaratılmıştır. Bu nokta
yaşam ve ölüm noktasındaki bütün tartışmalarımızın başlangıç noktasıdır.
Kutsal
Yazılar’ın öğretişinde tek yaratıcı, her şeyin sahibi, besleyeni, doyuranı,
karar vereni, yaşam vereni Allah’ın kendisidir. Bütün yaşam Allah’tan
gelmiştir. İnsanı yaratan Allah’tır, insana soluk veren kendisi olduğu gibi
soluğu alacak olan da O’dur. Yaşam Allah’tan bir armağan hem de en büyük
armağandır. Yaşamımızın bize ait olduğunu, kendi yaşamımız üzerinde karar
vermeye yetkili olduğumuzu söylemek yalnızca bir demagojidir. Böyle bir
davranış kendimizi Allah’ın özel yetkisini üstlenmek gibi bir isyana
yönelmememizi sağlar.
İnsan yaşamını anlamanın en güzel yolu, onun Allah’tan olduğunu anlamaktır.
Kendi yaşamlarımızda ve başkalarının yaşamlarına olan davranışlarımızda
yalnızca O’na karşı sorumluyuz. Hem kendimize hem de başkalarına yapacaklarımız
konusunda özgür değiliz. Allah benzeyişinde yaratılmış olan yaşamımıza ve bütün
insanlığa büyük bir saygı ile yaklaşmak bizi insan olmanın gerçek değerine
ulaştırır. |