Ana Sayfa Künye Biz Kimiz Bize e-posta gönderin Abonelik
İlginç Seri
Aktüel
Sizin Sayfanız
Gündem
Arşiv
Çeşitli Siteler
Kilise Adresleri

Sizin Sayfanız Konuları

Dinler Neden Yetersiz

İncil Değişti mi?

İsa Ölmedi mi?

Düşmanlarımızı sevelim mi?

Kutsal Kitapta Bayramlar

Kilise Nedir?

Hıristiyanlığı Kimden öğreniyorsun?

Neden Haç?

Bütünleyici Haç

Gerçekçiliğin Kuralları

Neden Dört İncil

ZULÜM VE ZAFER

ilkMesih topluluğunda bu günkü anlamda piskopos yoktu. Papaz, despot, metropolit, patrik,papa gibi unvanlar da yoktu, tabii: Bütün bunlar çok sonra, İncil kitabına aykırı düşen yoklanmış kilise düzenince uydurulmuş

İLK YÜZYIL

               Müjdenin yayılması ve etkisi

İlk imanlılar nelere inanıyorlardı? Yaydıkları Müjde (İncil) neden ibaretti? İlk Mesih inanlıları İnsanın Tanrı gözünde günahlı olup cehennem yolunda bulunduğunu hiçbir zaman unutmadılar. 

Tanrısal kurtarıcı'' anlamına gelen İsa adı, onlara insanın tek kurtarıcısının İsa olduğunu hatırlattı.  İsa'nın ölümden dirilmesi,Tanrılığını ve üstün gücünü kanıtlamıştı. İlk Mesih inanlıları, dirilmiş olan İsa Mesih'i ya kendileri görmüşlerdi ya da görenleri tanıyorlardı.Böylece onların tanıklığı çok etkiliydi. İsa adıyla yaratılan mucizeler ve O'na inananların yaşamındaki değişiklik bu tanıklığı daha da güçlendirdi.Mesih müjdesini yaymakta o kadar başarılıydılar ki Mesih'in dirilmesinden 20 yıl kadar sonra izliyecileri ''Dünyayı altüst etmekle'' suçlandılar.

Yaydıkları müjde sayesinde bir çok kişininyaşamını kökten değişti. Kötülüğün zincirleri kırıldı,günahkarlar Tanrı'nın gücüyle günahlarından arındı ve yüksek bir ruhsal düzeye eriştirildi.

Üzgün olanlar teselli buldu,güçsüzler Mesih'te güçlendi,benciller insanları sevmeyi ve Mesih uğruna kendilerini feda etmeye öğrendiler. Boş inançlar ve putperestlik ortadan kalktı. O zamana kadar insan bile sayılmayan ve sahibinin keyfine göre satılabilen ya da öldürülebilen köle de Tanrı'nın çocuğu olarak inanlılar topluluğunda efendisine eşit sayılmaya başladı. Kısacası,    1. yüzyıl toplumu Mesih inancından son derece etkilendi.

İLK  ZULÜMLER

H.z İsa öğrencilerini şöyle uyarmıştı: '' Bana zulmettilerse, size de zulmedecekler,'' ve ''Kul efendisinden üstün değildir''. İlk baskılar Romalılardan değil Yahudilerden geldi. İlkönce roma hükümeti Mesih inanlıları Yahudilerden ayırt  etmedi. Her ikisine de Roma hukukunun tanıdığı birer din topluluğu olma ayrıcalığı verildi.   Yahudilerin başlattıkları en şiddetli zulüm hareketlerinden biri,Mesih uğruna ilk şehit olan istefan'ın öldürülmesinden sonra başladı. Petrus ve pavlus hemen hemen konuştukları her şehirde Yahudilerin saldırılarına uğradılar.

Roma hükümeti, İsa,nın her şeyden üstün olduğu dolayısıyla, İmparator da dahil herkesin O'na boyun eğmesi gerektiği düşüncesini anlayamadı. Mesih inanlıları puta tapmak gibi birçok geleneklere karşı çıktılar. Gladyatörlerin ölesiye dövüştükleri ve mahpusların halkı eğlendirmek için aslanların önüne atıldıldıkları arena oyunlarını kınadılar. Buhur yakmak ve toprağa şarap dökmek gibi putperest törenlere katılmayı reddettiklerinden, kamu görevlilerini kabul etmediler.  Bunun sonucu olarak, bir çok kişi onlara kötü gözle baktı. M.S. 64 yılında  Rome şehrini yaktırmış olan imparator Neron,un öfkesinden kurtulmak için suçu Mesih inanlıların üzerine attı. Neron'dan nefret eden ünlü Roma tarihçisi Takitus (M.S. 35-100) bile, Mesih çiliği ''çok kötü,boş bir inanç'' olarak nitelemiştir; Mesih inanlılarını,'' iğrenç ahlaksızlıkla'' suçlamış ve ''insanlığın düşmanı oldukları için öldürüldüklerini'' belirtmiştir.

Neron'un Roma;daki gaddarlığı anlatır gibi değil.  Sayısız Mesih inanlısı öldürüldü;kimi hayvan derisine sarılıp vahşi köpeklere atıldı,kimi çarmıha gerildi,kimi de zift fıçılarına atılarak ya da üzerlerine zift dökülerek tutuşturuldu.  Neron, bahçesini aydınlatmak için yanan Mesih inanlılarını meşale olarak kullandı.

KUDÜS YERLE BIR EDİLİYOR.

Bu vahşet sürerken, aşağıda anlatacağımız gibi, Filistin'deki korkunç olaylar Roma'yı Yahudilere karşı savaş  açmaya zorladı. Bu olaylarda Mesih inanlılarının sorumluluğu yoktu Savaş başlatan, yurtlarını Roma işgalinden  kurtarmayı amaçlayan gayretliler adında bir Yahudi milliyetçi gurubuydu.  M.S.60  yılından sonra gayretliler o kadar güçlenmişti ki, başka hiçbir Yahudi grubu onların propagandasına karşı koyamadı.

Yahudi halkı, artık çok yozlaşmış olan Roma yönetiminden bezmişti. Gayretliler,bu hoşnutsuzluktan yararlanarak Roma'ya karşı ayaklandılar. O sırada Filistin'deki Mesih inanlılarının durumu çok zordu.  Çünkü onlardan hem Romalılar, hem de Yahudiler nefret ediyorlardı.

 M.S.66 yılını mayıs ayında, Gayretliler Kudüste'te bulunan tüm Roma askerlerini öldürünce,savaş başladı.Yahudiler başlangıçta biraz zafer kazandılar,ama dört yıl sonra İmparator Titus Kudüs Şehrini kuşattı. Mesih inanlıları,bütün bu olayları olacağını önceden bildirmiş olan İsa'nın uyarısını anımsayarak Şeria nehrinin ötesindeki  pella şehrine kaçıp kurtuldular.  Yahudilerin kahramanca direnişe rağmen M.S. 70 yılının Eylül ayında  Kudüs Roma ordusunun eline geçti.

Yüz binlerce Yahudi ya kılıçtan geçirilmiş ya da açlık ve hastalıktan ölmüştü.  Sağ kalanlar köle olarak satıldılar. Yahudilerin kutsal tapınağı yıkıldı ve şehir yerle bir edildi.

Bu devrin sonuydu. Eski düzen ortadan kalkmıştı artık. Peygamberleri öldüren ve Mesih'i çarmıha gerdiren Kudüs şehri yıkılmıştı. Tapınak,kahinleri (din adamları) ve Ayinleriyle beraber yok olmuştu. Buna karşılık,İsa Mesih,ölümü sayesinde,Tanrı'ya giden daha yüce bir yolu açmıştı.

 İLK MESİH TOPLULUÚUNUN DÜZENİ VE NİTELİKLERİ

Bu noktada ilk Mesih inanlılarının topluluğunda bulunan çeşitli görevlileri incelemek faydalı olur.

(1). Elçi: Elçi (resul,havari) görevlerinin en önemlisiydi. Bu kelimelerin her üçü de Tanrı'nın gönderdiği kişi'' demektir. Elçi adı, geniş anlamıyla Barnaba ve Epafrodit gibilere ve bir ülkede ilk defa olarak Mesih müjde'sini bildirenlere verilir,ama on ikiler ve Pavlus daha özel bir anlamda elçi idiler. Nitelikleri İncil'de anlatılmıştır. Onlar Müjde'yi yamak ve inanlılar topluluğunu yönetmek için doğrudan doğruya İsa Mesih tarafından seçilip görevlendirilmişlerdi.Doğrudan doğruya Tanrı'dan vahiyler (esinler) ve özel yetkiler aldılar. Tanrı'nın gücüyle inanlılar topluluğuna bütün çağlar boyunca geçerli olan öğütler verdiler.  Mesih;in elçilerinin yazıları, Tanrı'nın Kutsal ruhunu esiniyle yazılmış kitaplar olarak tanındı.   1. Yüzyılın sonunda doğal olarak bu anlamda elçi kalmamıştı. Çünkü öldükleri zaman onların yerini kimse dolduramazdı.

(2).Peygamber: Yeni Ahit'te peygamber,geçmiş, gelecek ya da şimdiki zamanla ilgili gerçeği açıklayan, doğrudan doğraya Tanrı'dan haber getiren kişi demektir. İlk inanlılar topluluğunda çok sayıda bulunan peygamberler,önem bakımından elçilerden hemen sonra yer alıyor. İncil'de Agabus bu tip peygamberlerin bir örneğidir. Peygamberlik yetisine  2. yüz yılın sonlarından sonra hemen hiç rastlanmıyor,ama tüm doğa üstü yetiler gibi zaman zaman tekrar ortaya çıkabilmektedir.

(3).Müjdeci:  Müjdeci (İncil vaizi), dünyayı gezerek inanlılar topluluğunun dışındakilere kurtuluş müjdesini bildiriyor,yeni topluluklar kurar.  Doğaüstü yetkilere sahip olması gerekmediğini için elçiden farklıdır. Yeni ahit'te adı geçen Filipus ve Timoteyus tipik  müjdecilerdi.

(4).Topluluk önderi: Elçilerin zamanında her yerel Mesih topluluğunda önderler (ihtiyarlar) ve yardımcılar (şemmaslar) atanır ve bunların görevleri tanımlanırdı. Yeni Ahit'te topluluk önderi (Grekçede'presbiteros) ayrıca topluluğun' gözetmeni(nazırı)'', ''çobanı'', '' öğretmeni'', ''vaizi'', ve''hizmetkarı'' olarak nitelendirir.  Topluluğun yönetimi kurulunu oluşturan her biri,bu niteliklerin birine, ya da birden fazlasına sahiptir.  Buna göre''çoban'' adı, '' Mesih'in sürüsü'' sayılan inanlıları gütmek ve otlatmak (yani,ruhsal gıda sağlamak) görevini belirtir.  ''Gözetmen'' Grekçe’de''episkopos''adı,inanlılar topluluğunu ruhsal tehlikelerden koruma gerekliligini ifade eder.  Topluluk önderi (presbiteros) ile gözetmenin,aynı görevi nitelediği tartışılamaz bir gerçektir.   Örneğin, Pavlus Resul,Filipililere mektubunda '' gözetmenler ve yardımcılara '' hitap ediyor. Filipi küçük bir şehirdi ve orasının Mesih topluluğu da küçük bir şehirdi ve orasının Mesih topluluğu da küçüktü. Yine de birkaç gözetmeni (episkaposu) vardı.  İlk Mesih topluluğunda birçok gözetmenin küçük bir yerde  bir arada bulunmasını sık sık rastlanır.Efes'teki topluluğun önderlerine İncil'de' sürünün gözetmenleri denilir. Üstelik topluluk önderi ve gözetmen olmayı arzulayanlarda aynı nitelikler aranır. Buna göre ilk Mesih topluluğunda bu günkü anlamda piskopos yoktu. Papaz,despot, metropolit, patrik,papa gibi unvanlar da yoktu,tabii: Bütün bunlar çok sonra,İncil kitabına aykırı düşen yozlaşmış kilise düzenince uydurulmuştur.

5) Yardımcı: Yardımcı sözcüğü, Grekçe’de '' diyakanos''  sözcüğünü çevirmek için kullanılmıştır. Onun görevi, inanlılar topluluğunun günlük işlerine bakmak ve yoksullar için toplanan para ve malı dağıtmaktı.  İlk yedi yardımcı,Mesih'in elçilerini sofrada hizmet etmek gibi günlük işlerden kurtarmak için atandılar. Bu sayede Mesih,in elçileri kendilerini sürekli duaya ve Mesih Müjdesini yayma görevine verebildiler.

Mesih'in elçileri hayattayken, bütün kararlar onların onayıyla alındı. Bununla beraber onların zamanında,bile belirli sorunları çözümlemek için konseyler oluşturuldu: örneğin,M.S.49 yılında toplanan Kudüs konseyi.  Daha sonra, bölge konseyleri ve M.S yılından itibaren dünya konseyleri kuruldu.

İlk Mesih topçululuklarının her biri özerkti, yani papaz,patrik gibi bir merkezi yönetim altında değildi. İlk inanlıların tapınışı (ibadeti), Kudüs'teki tapınağı~gösterişli törenlerinden çok, sinagogun sade Ayinlerine benziyordu.  Tapınanların Tanrı'yla canlı bir ilişkisi vardı.

Bunun sonucu,inanlılar topluluğu çok güçlü ve etkili oldu. Başarıları gerçekten şaşırtıcıydı. Siyasal güçleri, üst tabaka içinde nüfuzları, toplanabilecekleri bir kilise binaları bile yoktu. Büyük Roma İmparatorluğunun hükümeti olanlardan nefret ediyordu.  Çünkü Mesih inanlılarının temiz hayatı, putperestlerin ahlaksızlığını ortaya çıkarmıştı. Bütün bunlara rağmen ilk Mesih inanlılarının sayısı günden güne çoğalıyordu.

İlk iki yüzyılda Mesih inanlıları topluluğunun düzeni,hayatı ve tapınışı çok sadeydi. Manevi hayatının yozlaştığı sonraki yüzyıllarda görülen gösteriş ve biçimcilik o zaman yoktu. inanlılar, her gün kendi evlerinde ya da dershane gibi binalarda toplanırlardı. Onların tapınışı Kutsal Ruh'un önderliği altında özgür ve içtendi. Basmakalıp Ayinleri,her gün,her hafta tekrarlanan duaları yoktu.

 Mesih topluluğun yalnız önderleri değil,tüm üyeleri tapınışa katılırdı.  Biri ayağa kalkıp dua eder,biri Tanrı'yı yüksek sesle över, biri ilahi önerir, bir başkası da peygamberlik yetkisini kullanarak konuşurdu v.s Rahip,papaz gibi dinsel aracılığı yoktu. Herkesin,doğrudan doğruya Tanrı'yla ilişkisi vardı.  Kadınların topluluğa önderlik etmelerine izin verilmezdi, ama dua ve peygamberlik etmekse serbesttiler.

I. yüzyılın sonuna geldiğinde, Mesih müjdesi,ilk ortaya çıktığı Kudüs şehrinden çok uzaklara yayılmıştı.  Baskı ve zulüm, inanlıların çoğalmasını önleyememişti. Doğuda Mesih müjdesi, Mezopotamya (Irak), Pariya (İran) ve Hindistan'da kök salmıştı. Batıda ise  Galya (fransa) ve İspanya’ya yayılmıştı.   Mesih topluluğu Roma,İskenderiye ve Kartarca gibi büyük kentlerde hızla büyüyordu  Antakya,Efes ve Korint Şehirlerinde çok güçlüydü. Anadolu, Suriye, Arabistan ve İllirya (Yugoslavya)'nın bir çok yerinde de Mesih toplulukları oluştu. Sürekli engellemelere rağmen inanlıların sayıca bu denli hızla çoğalması şaşılacak bir başarıydı.

İKİNCİ  VE ÜÇÜNCÜ YÜZYIL 

Mesih'inon iki elçisinden en son öleni Yuhanna, yaklaşık M.S. 100 yılında Efes şehrinde vefat etti. Mesih inanlılarına çok zulmeden ve `ikinci Neron` olarak tanınan Roma imparatoru Domitiyan'ın devrinde Yuhanna, Ege denizinde bulunan Patmos adasına sürgün edilmişti. Domitiyan M.S. 96 yılında ölünce, Yuhanna Efes'e dönüp yaşamının son yıllarını orada geçirdi.

1. yüzyılın sonunda Roma'daki topluluğun önderi olan Klament'e göre elçiler, topluluğun yönetimiyle ilgili güçlükler çıkacağını sezerek topluluk önderlerinin atanması için emir vermişlerdi. Bununla beraber 2. yüzyılda Mesih topluluğunu yönetenler, 1. yüzyıldakiler kadar yetenekli değildiler. İyi insanlardı, yazdıkları eserler de çok yararlıydı, ama Yeni Ahit'in (İncil'in) yazarlarının düzeyine erişemediler.

Klament'in mektubu, elçilerden sonraki kuşağın günümüzde mevcut olan eserlerinin birincisi olduğu için özellikle ilginçtir. M.S. 96 yılında yazılan bu uzun mektup, bölücü hareketlerle parçalanan Korint'teki Mesih topluluğuna gönderilmişti. Klament, Roma'daki topluluğun önderi olmasına rağmen "pap" unvanını almadı; başka şehirlerdeki topluluklara egemen olmaya çalışmadı. Bu da gösteriyor ki, bugünkü papanın dünyada bulunan tüm Mesih İnanlılarının önderi olma iddiası geçersizdir. Aslında Klament, Pavlus ve Luka gibi, gözetmen (nazır) ve topluluk önderi (ihtiyar) terimlerini aynı anlamda kullanmıştır. Bugün Klement'in mektubunu okuyan kişi, onun içtenliği ve ciddiyetinden çok etkilenir. Klement, hem Eski Ahit'in hem de Yeni Ahit'i Tanrı'nın kitapları olarak kabul ediyor. Kendi mektubunda bunlardan (özellikle Pavlus'un mektuplarından) sık sık aktarmalar yapıyor. İsa Mesih'in günahlıları kurtarmak için çarmıhta ölmesinden derin bir saygıyla söz ediyor.

M.S. 110 yıllarında Roma'daşehit edilen Antakya Mesih İnanlılarının gözetmeni İgnatyus, ilginç bir kişiliğe sahipti. İdam edilmek üzere Roma'ya götürülürken çeşitli topluluklara yedi mektup yazdı. Bu mektuplarda Mesih'in çarmıhtaki ölümüyle sağladığı af ve O'nun bakire Meryem'den doğuşu, Yahudileştirme yanlıları sorunu ve Mesih topluluğunda gözetmenlik görevi konu ediliyor. Ayrıca doketizm denilen yanlış öğretiye karşı geliniyor. "Görünmek" anlamında bir Grekçe kelimeden gelen doketizm öğretisine göre İsa Mesih'in bedeni sadece bir görüntüymüş. Bu nedenle çarmıhta çektiği acılar da hayali imiş. Bu yanlış inançla mücadele edebilmek için, İgnatyus, inanlıların birliğine çok önem verdi; her topluluğun her zaman kendi gözetmeninin sözünü dinlemesi gerektiğini belirtti. Roma'daki inanlılara yazarken papadan söz etmiyor. O çağda bir papa olsaydı, herhalde İgnatyus'un bu nezaketsizliğine çok kızardı.

İzmirli Polikarp II. yüzyılın en kutsal adamı sayılıyor. Mesih'in elçisi olan Yuhanna'nın öğrencisiydi. M.S. 156 yılında diri diri yakıldığı zaman 86 yaşındaydı. Buna göre, Yuhanna öldüğünde Polikarp 30 yaşlarındaydı. Öğrencisi olan İreneyus'a göre Polikarp, Mesih'in elçilerinden, özellikle Yuhanna'dan sık sık bahsederdi. Katıksız bir imana ve sevecen bir yüreğe sahipti. M.S 155 yılında Paskalya'nın (İsa Mesih’in dirilişini anma bayramı) tarihini açıklığa kavuşturmak için Roma'ya gitti. Oradaki Mesih topluluğunun gözetmeni olan ve kendisine eşit saydığı Aniketus'la görüştü. Paskalya sorunu çözemedikleri halde arkadaşları bozulmadı. Aniketus, Polikarp'ı birkaç toplantıda konuşmaya davet etti. ve, İreneyus'a göre, Polikarp'ın Roma'da yaptığı hizmetler çok yararlı oldu. Roma'daki Mesih inanlılarının önderinin diğer topluluklara egemen olma iddiasında bulunmadığı açıkça bellidir.

Polikarp, İmparator Antoninus Piyus'un devrinde İzmir şehrinde diri diri yakıldı. İzmir topluluğunun Filomelyum topluluğuna gönderdiği mektupta Polikarp'ın kendisine işkence edenlere gösterdiği sevecenlik ve ölmeden önceki soğukkanlılığı anlatılıyor. Prokonsul (vali), İsa Mesih'e lanet okuması şartıyla onu salıvereceğini söylediğinde, Polikarp ona şu yanıtı verdi: "Seksen altı yıl Mesih'e hizmet ettim. O bana hiç bir haksızlık etmedi. Beni kurtaran Kralıma nasıl küfrederim?"

Pliniyus ile İmparator Trayanus arasındaki yazışma, Mesih topluluğunun II. yüzyılın başlarındaki durumu hakkında değerli bilgiler vermektedir. Pliniyus M.S. 111 yılında Bitinya (bugünkü kuzey batı Anadolu) valisi olduğunda, Mesih topluluğu o kadar büyümüştü ki, putperestlerin tapınakları neredeyse bomboş kalmıştı. Vali, "kötü, saçma, boş bir inanç" diye nitelediği Mesihçiliğin hızla yayılmasından kaygılanarak daha fazla gelişmesini önlemeye karar verdi. Mesihçilerin kişiliğini hiç anlamamışa benziyor. Bir mektupta şunları yazmıştır. "Kararlaştırılan bir gün güneş doğmadan önce toplanıp, bir tanrı gibi gördükleri Mesih'in adına sırayla ilahi söylemek alışkanlığındadırlar. Toplandıklarında suç işlemezler; hırsızlık, soygunculuk ve zinadan kaçınacaklarına, sözlerini tutacaklarına ve geri istenen emaneti vermeyi reddetmeyeceklerine yemin ederler" (pliniyus, Mektuplar 10:96).  Roma İmparatorluğu döneminde bu, inanılmayacak derecede yüksek bir ahlak düzeyinde sayılmış olmalı. Pliniyus, İmparator Trayanus'un onayını almak için Mesihçilere nasıl davrandığını anlatıyor. İlk önce onlara Mesih'e inanıp inanmadıklarını sorardı. Olumlu cevap vermişlerse, onları ölümle tehdit ederek soruyu iki üç kez tekrarlardı.

Trayanus, yanıtında valinin kullandığı yöntemi onayladı. Adı bilinmeyen kişilerin ihbarlarını kabul etmemesini, durup dururken Mesihçileri takip etmemesini buyurdu. İhbar edilen ve Mesih'e inandığını doğrulayan kişinin cezalandırılması, ama inancından dönüp putlara tapanların affedilmesi gerektiğini belirtti.

İlk apolojistlerin (din savunucularının) eserleri dikkate değerdir. Mesihçilere sürekli iftira edilmesi ve inançlarının o günün yönetimince yanlış anlaşılması, Mesihçileri "apoloji" denen eserler yazıp dinlerini savunmaya zorlardı. İlk iki apolojist, 2. yüzyılın ilk yarısında yasayan Kuadrat ve Aristidis idi. Ne yazık ki, (birkaç parça dışında) onların eserleri kaybolmuştur.

İlk Apolijistlerin en büyüğü Yustin Martir'di. M.S. 100 yıllarında Filistin'de doğan ve M.S. 163 yıllarında İmparator markus Avrelyus iktidardayken Roma'da şehit edilen Yustin, içten bir imanlı ve gerçek bir bilgindi. Yustin'in eserlerinde sanat ve bilim sevgisi, Tanrı saygısı ve inancını yayma gayreti açıkça görülüyor. Putperest bir ailenin çocuğu olarak doğan Austin, felsefeyi büyük bir istekle okumuş, Roma, Atina ve İskenderiye gibi çeşitli şehirleri dolaşarak gerçeği aramıştı. Nihayet Efes'te deniz kenarında rastladığı "yumuşak huylu ve saygıdeğer bir ihtiyar ona İncil'i okumasını ve İsa Mesih'e dönmesini öğütlemişti." Austin, ihtiyarın dediğini yaparak Tanrı sevgisiyle doldu. Artık hakiki felsefeyi bulmuştu. M.S. 163 yıllarında Austin ve altı arkadaşı, Roma'da idam cezasına çarptırıldılar.

İlk Süryani Mesihtopluluğunun ünlü bir önderi M.S. 154-222 arasında yaşayan Bardesan'dı. ‚ok güzel Süryanice şiirler, ilahiler ve Mesih inancının doğruluğunu kanıtlayan kitaplar yazdı. Onun zamanında, başkenti Edessa, (Urfa) olan Osrini ülkesinin büyük Süryani kralı 9/ Abgar, İsa Mesih'e inandı. Bardesan, Mesih inancının Edessa'dan Hindistan ve ‚in gibi uzak doğu ülkelere yayılmasına önemli katkılarda bulundu.

İmparator Aleksander Severus (M.S. 222-235) ve Arap Filip'in (M.S. 244-249) dönemlerinde, Roma hükümeti Mesih inanlılarına hoşgörüyle davrandı. Bu, birçok kişinin farklı dinleri uzlaştırmaya ve hepsinin en iyi yönlerini alarak karma bir din kurmaya çalıştığı bir dönemdi. Origen, Filip'le dostça bir yazışma sürdürdü. 38 yıl boyunca Mesih inanlıları zulüm görmediler. Sonuç olarak, sayıları ve saygınlıkları arttı. Ama bundan sonra, İmparator Dekyus ve Valeryan'ın devirlerinde, kısa aralıklarla M.S. 250'den 260'a kadar süren korkunç bir zulüm dönemi yaşandı.

III. yüzyılda Roma İmparatorluğunun başına birçok felaket geldi. Barbarlar, İmparatorluğu her taraftan sıkıştırıyorlardı. Gotların istilaları özellikle vahimdi. Dekyus (M.S. 229-251) felaketleri eski tanrıların terk edilmesine bağlayarak Mesih İnancının kökünden kazınması gerektiğini savundu. Tek kurtuluş yolunun Eski Roma halkının erdemlerini yeniden canlandırmak olduğuna inanıyordu. Valeryan'ın devrinde (M.S. 254-260) İmparatorluğun daha da kritik durumlara düşmesi, Valeryan'ın Mesih inanlılarına karşı sistemli zulümleri yeniden başlatmasına yol açtı. Bu zulüm döneminde Kipriyan, Novatyan ve İstefan'la 2. Sikstus adlı iki Roma piskoposu öldürüldü.

Valeryan'ın ölümünden sonra Mesih inanlıları 40 yıl huzur içinde yasadılar. III. yüzyılın sonuna doğru toplum yaşamının her alanında görev alıyorlardı. M.S. 284 yılında Doğu Roma İmparatorluğunun tahtına çıkan Diyokletyan, çığ gibi büyüyen Mesih topluluğuna zulmetmenin vahim siyasal tehlikelere yol açacağı korkusuyla onları uzun bir süre rahat bıraktı. Ama zalim yardımcısı Galeryus, onu Mesih topluluğunu yok etmek için yeni bir hareket başlamaya ikna etti. M.S. 303 yılında Diyokletyan Mesih inanlılarının tüm tapınaklarının ve kutsal yazılarının yok edilmesini buyurdu. Bu buyruğu yerine getirmeye çalışanların, o çağda İmparatorluğun doğu kısmının başkenti olan Nokomedia (İzmit) şehrindeki büyük ve güzel doğu kilisesine girdikleri zaman, orada bir tanrının resmi veya heykelinin bulunmayışına şaştılar. Kilisedeki Kutsal Yazıları yakıp, istediklerini yağma ettikten sonra kiliseyi yerle bir ettiler. Ne var ki, bütün dünyaya yayılmış olan İncil ve diğer Kutsal Yazıları yakıp tüm kopyalarını yok etmek imkansızdı.

Diyokletyan'ın Galeryus'un yönetimine verdiği bölgedeki zulmü özellikle şiddetliydi. Mesih inanlılarını korkunç dayak ve işkencelerle öldürdüler. İmparatorluğun batı kısmını yöneten Maksimyan da, emrinde olan Konstantyus, Galeryus'la beraber, M.S. 305'te Maksimyan da İtalya ve Afrika'da Diyokletyan'ın buyruğunu var gücüyle uyguladı. Maksimyan'ın emrinde olan Konstantyus ise, idare ettiği Galya, Britanya ve İspanya eyaletlerinde kimseyi dinsel nedenlerle ölüm cezasına çarptırmak istemedi. Konstantyus, Galeryus'la beraber, M.S. 305'te Maksimyan ve Diyokletyan'ın yerine geçtiği zaman bile kimseyi dinsel nedenlerle idam ettirmedi.

M.S. 306'da Konstantyus'un yerine oğlu Konstantin geçti. Tahta çıkmak isteyen birkaç rakibini savaşta yendi. 312 yılında Maksentyus'u yenilgiye uğrattığı Milviyan Köprüsü meydan savaşından önce Konstantin olağanüstü bir olay yaşadı. Rivayete göre, gökte 'bu işaretle galip gel!' sözlerinin yazıldığı alevden bir haç görmüştü. Bu bir hayal, ya da masal olabilir. Ama her ne idiyse, bir şey Konstantin'i derinden etkilemişti. Mesihçilerin inandığı Tanrı'ya şimdi kendisinin de inandığını söylüyordu.

Konstantin'in (hiç olmassa sözde) Mesih İnancı'nı benimsemesi son derece önemli bir olaydı. Ama ne yazık ki, Mesih topluluğuna yarardan çok zararı oldu. çünkü Mesihçiler artık hor görülen ve zulmedilen bir azınlık değil, saygı gören, ayrıcalıklı bir dinin üyeleri oldular. İmparatorun gözüne girmek ve devlet makamlarında yükselmek için birçok kişi ikiyüzlülük ederek kendilerini Mesih inanlısı ilan ettiler. Buna rağmen Konstantin'in Mesih'e inanmasının bazı olumlu sonuçları da oldu. M.S. 313 yılının Mart ayında Konstantin, ortak imparator Likinyus'la beraber, Mesih inanlılarına tam özgürlük sağlamak, el konulan tüm ibadet yerlerini geri vermek ve uğradıkları tüm zararların karşılığını ödemek için olağandışı bir fermen çıkardı. Bu, gerçekten tarihi bir olaydı. Fermanla, imparatorluğun batı kısmında herkese din özgürlüğü tanındı. O hoşgörüsüz çağda şaşılacak bir gelişmeydi bu. M.S. 324 yılında Konstantin, Edirne yakınlarında bir meydan savaşında Likinyus'u yenerek imparatorluğun doğu ve batı kısımlarının tek hakimi oldu. Mesih inancı artık Roma İmparatorluğunun her yerinde tam bir özgürlüğe kavuştu. Fakat siyasal gücü arttıkça Konstantin daha gururlu ve kendini beğenen biri oldu. Kendisi görkemli bir şekilde giyinmekten hoşlandığı gibi Kudüs piskopasına da putperest baş kahinlerin giysileri kadar göz kamaştırıcı bir giysi vermiş olmasına şaşmamak gerek. Bu resmi dinsel giysilerin Mesih topluluğunda kullanılmasının ilk örneğidir. Görülüyor ki, ilk üç yüzyılda Mesih topluluğunu yöneten önderler, İncil'e aykırı olarak, önce 'gözetmen' (episkopos) ve 'önder' (presbiteros) denen iki sınıfta bölünmüş, sonra da devletten aylık alan piskopos ve papazlar olmuşlardır.

Konstantin piskoposlarla yakın bir ilişki sürdürdü. ve bu dönemde Mesih topluluğunda ortaya çıkan çeşitli anlaşmazlıkları çözmeye çalıştı. Devletin din işlerine böyle karışması, sonraki çağlarda ciddi sorunlara yol açacaktı. Bununla beraber Konstantin'in devrinde bazı yararlı sosyal reformlar oldu. Örneğin, kadınların sosyal durumu düzeltildi., kölelik ortadan kaldırıldı ve pazar günü resmi tatil ve ibadet günü ilan edildi. Fakat aynı zamanda devletin Mesih inancına olan olumlu tutumu yüzünden kilise yetkililerin kendini beğenmişliği daha da artt

Konstantin'den sonra tahta çıkanlar,karakter ve yetenek bakımından onun bir hayli gerisinde kaldılar. Konstantin'in oğullarından çoğu yanlış bir öğretiye önderlik etmiş olan Aryus'un taraftarlarıydı. Konstantin'in torunu 'Mürted' (dininden dönen) Jülyan (M.S. 361-363), Konstantin'in oğullarından o kadar haksızlık görmüştü ki, Mesih inancını reddedip putperestliği yeniden kurmaya çalıştı; ama bunu başaramadı.        

Yukarıda belirtildiği gibi, IV. yüzyılın başında (Diyoklatyanın iktidarında) Mesih inanlıları, zulmün en şiddetlisini yaşamışlardı. Oysa o yüzyılın sonuna gelindiğinde, Roma İmparatorluğunda putperestlik hemen hemen yok olmuştu. Neron, kendi zamanında, "Roma'dan putperestlerin tüm sunakları terk edildi, tüm tapınakları bomboş kaldı"demiştir. M.S. 380 yılında imparator 1. Teodosyus, Mesih İnancı'nın devletçe müsaade edilen tek din olduğu şeklinde bir ferman çıkarıp putperestliği yasak etti. Putperestler canlarını kurtarabilmek için devlet kiliselerine akın ettiler. Artık devlet ve din tamamen birleşmişti. Roma devletinin uyruğu olmak isteyen herkes, devletin dinine inanmak zorundaydı. Vaftiz edilen bir sürü putperestin Mesih topluluğuna katılması, doğal olarak, Mesih inancı için birçok kötü sonuçlar doğurdu. Örneğin, daha önce belirttiğimiz gibi, IV. yüzyılda papaz, piskopos sınıfı ortaya çıktı, manastır sistemi kuruldu, ve Rabbin sofrasında kullanılan ekmekle şaraba Tanrı'ya sunulan bir kurban gözüyle bakılmaya başlandı. 

G. Barker


 



55

 



©Copyright 2001 Kapsam