Ana Sayfa Künye Biz Kimiz Bize e-posta gönderin Abonelik
İlginç Seri
Aktüel
Sizin Sayfanız
Gündem
Arşiv
Çeşitli Siteler
Kilise Adresleri

Sizin Sayfanız Konuları

Dinler Neden Yetersiz

İncil Değişti mi?

İsa Ölmedi mi?

Düşmanlarımızı sevelim mi?

Kutsal Kitapta Bayramlar

Kilise Nedir?

Hıristiyanlığı Kimden öğreniyorsun?

Neden Haç?

Bütünleyici Haç

Neden Dört İncil

Zulüm ve Zafer

Gerçekçiliğin Kuralları

Her bireye doğuşundan itibaren gerek ailesi, gerekse yakın çevresi tarafından verilen "gerçekler" vardır. Gerçekler daima tek olmasına rağmen, ne yazık ki, her kültürün, her çevrenin "gerçekleri" daima aynı tutarlıkta olmamaktadır. İnsan, daima kendine yakın olan ailesinin veya çevresinin verdiği "gerçekleri" tek yalın gerçek olarak kabullenmeye meyillidir. Oysa, asıl veya profesyonel gerçekçilik, sadece ailenin, yakın dostların veya çevresinin verdiği "gerçeklere" saplanıp kalmaz.

Gerçekçilikte samimi veya hassas olan bireyler, başlangıçta kendilerindeki gerçeklerle uyuşmaz gibi görünse de, başkalarının "gerçekleri" ile kendilerindeki gerçekleri karşılaştırmak isteyeceklerdir. İşte bu yazıdaki "Gerçekçiliğin Kuralları", kuyumcuların altını mihenk taşına tutup ölçtükleri gibi, bireyin sahip olduğu "gerçeklerinin" ne durumda veya kaç ayar olduğunu ölçmeye yarayacaktır.

Düşündüğümüz, inandığımız ya da uyguladığımız durumdan farklı bir olguyla karşılaştığımızda, ya kabul etmek ya da reddetmek gibi bir seçenekle karşı karşıya kalırız. Bu durumda iyi bir karar verebilmek için tabii ki gerçekçi olmak isteriz. Gerçekçi olmanın ise kendine özgü kuralları vardır. Bunlar dokuz tanedir.

  1. Samimiyet, İçtenlilik, veya Hassaslık.
  2. Muhakeme etmek.
  3. Tarafsızlık.
  4. Araştırıcı bir ruha sahip olmak.
  5. Alçak gönüllü olmak.
  6. Çıkarcılıktan uzak olmak.
  7. Insan korkusu ya da çevre baskısından etkilenmemek.
  8. Düşünce özgürlüğüne sahip olmak.
  9. Yapıcı eleştirilere açık olmak.

Şimdi isterseniz bunları biraz açalım.

1) Samimiyet, İçtenlilik, veya Hassaslık

Birey önce kendine şu soruyu sormalı: "Ben gerçekçilikte samimi miyim? Samimiyetimde dürüstmüyüm? Yoksa yüzeysel miyim? Gerçeği, samimiyet, dürüstlük ve ciddiyetle arzuluyor muyum? Yoksa bana "gerçek" diye verilen şeyi veya şeyleri, yüzeysellik ve samimiyetsizlikle hemen kabul etmiş miyim?" Tıpkı Pilatus gibi: "Gerçek nedir?" diye sordu ve araştırma yapmadan yüzeysel kaldı. (Bkz.Yuhanna 18:38). Samimiyeti tümüyle yok eden bir unsur da ikiyüzlülüktür. Şahsa riayet etmek, güçlü ve ünlünün yanında olmak, adamına göre muamele etmek, "kaz gelen yerden tavuk esirgenmez" kavramı hep aynı bozuklukları yapar.

2) Muhakeme Etmek

Dürüst bir yargıç tek tarafı dinleyerek karar vermez. Davacıyı ve davalıyı her iki tarafı da dinler. Onları yüzleştirerek kanıtlar arar. Sonra kararını verir. Biz de eğer gerçekçi olmak istersek, bize sunulan "gerçeklerin" kanıtlarını araştırmalı, bunları samimiyet ve dürüstlükle muhakeme etmeli, ve buna göre kararımızı vermeliyiz. Körü körüne değil!

3) Tarafsızlık

Samimi ve dürüst bir ruhla gerçeği muhakeme eden birey, bunu mutlaka tarafsızlıkla yapmağa özen göstermelidir. Önceden zaten o konuda taraf tutmuş ya da taraf tutmaya meyilli biri, a) Önce samimi değildir. b) Dürüst değildir. c) Doğru biçimde muhakeme edemez. d) Ortaya çıkan kanıtları göremez, ya da görmemeye çalışır. Taraflılık bireyi baskı altında tutar.

4) Araştırıcı Bir Ruha Sahip Olmak

Birey, "Bana verilen şey acaba ne denli gerçektir?" diye araştırıcı bir ruha sahip olmalıdır. Özellikle "kutsal" sayılan şeylerin sorgulanmasından korkuluyorsa, bu korkunun baskısı altında birey, ne araştırıcı ne de gerçekçi olabilir. Birey araştırıcılıkta ne denli derine inebilmişse, gerçekleri o denli güçlü durumda olur. Doğasında yüzeysel olup -idefiks- sabit fikirli, araştırmacılıktan uzak olan kişilerin gerçekleri ve gerçekçilikleri tehlikeye düşer.

Böyle kişiler, kendi "gerçeklerini" körü körüne savunurlar. Kabul ettikleri şeylerin belki de "gerçek dışı" olabileceğini hiç bir surette hesaba almamışlardır. Böyle bireylerin "gerçekleri" hiç bir zaman sağlam temellere oturtulmamıştır. Bu yüzden de böylesi bireyler, kendilerinde olan "gerçekler" için bir tartışmaya, bir diyaloga, bir yüzleşmeye girmeye asla taraftar olamazlar.

Böylesi bireyler, inandıkları şeylerin bir diyalog, tartışma, ya da yüzleşmede "gerçek dışı" çıkacağı korkusu içindedirler. Böylelerin gergin, sinirli veya kızgın olmalarının, ya da tartışmaya açık olmamalarının bir nedeni de budur. Samimiyet, dürüstlük, tarafsızlık, muhakeme edici ve araştırıcı bir ruhla gerçekleri kabul edenlerin durumu daima zaferle sonuçlanır. Böylelerin "gerçekleri" daima sağlam temeller üzerine oturtulmuştur.

5) Alçak Gönüllü Olmak

Gerçekleri araştıran kişiler alçak gönüllü olmalıdırlar. Gurur insanın gözlerini kör eder, kalbini de katılaştırır. "Gerçek" olarak kabul ettikleri şeylerin "gerçek dışı" çıkmasının yanılgısına asla tahammülleri yoktur. Gurur, ortaya çıkan yanılgıları asla kabul edemez. Gurur, "inandığım ve uyguladığım şey mutlaka gerçektir ve gerçek kalmalıdır" İNADINI verir. Gurur, bireyi araştırıcılıktan, samimiyetten, tarafsızlıktan, dürüstlükten...uzaklaştırır. İnandığı şey yanılgılı çıkarsa, gurur bireyi kızdırır, küplere bindirir, kaba güce iter. Bu durumda gerçeğe asla ulaşılamaz. Kaba güçle inandırılan "gerçekler", daima yıkılmaya mahkümdür.

Oysa alçak gönüllü kişiler, inandıkları şeyler eğer "gerçek dışı" çıkarsa, kızacakları yerde, nezaket, uygarlık, ve efendilikle susmasını bilirler; üstelik yanılgılarını memnuniyetle kabul etmekle beraber, yanılgılarını ortaya çıkaran kişilere teşekkür bile ederler. Bu yüzden Hz. İsa'nın İncil'deki şu sözleri ne kadar anlamlıdır:

"Göğün ve yerin Rab'bi, sana şükrederim ki, Sen bu şeyleri hikmetlilerden ve akıllılardan (yani, gururlulardan) gizledin ve onları küçük çocuklara (yani, alçak gönüllülere) açtın." (Mat. 11:25).

6) Çıkarcılıktan Uzak Olmak

Çıkarcılık veya menfaat sevgisi yine insanın gözlerini kör edebilir. Birey, saf, duru, yalın gerçekleri kavradığı halde, çıkar veya menfaatlerini yitirmemek korkusuyla gerçekleri göz ardı edebilir. "Ben şimdi şu gerçeği kabullenirsem,... falanca menfaatlerimi yitirebilirim..." diyebilir. Gerçekler, tüm çıkarlardan üstün tutulmadıkça, birey buna asla ulaşamayacaktır.

7) İnsan Korkusu Veya Çevre Baskısından Uzak Olmak

Gerçekçi olmak isteyen kişiler, ne olayların ne de ünvanların etkisi altında kalmazlar. Gerçekçi olmak isteyen bireyler, bunu engellemeye kalkışan insanların veya çevrenin baskısıyla engellenemez. "Ben şimdi şu gerçekleri kabul edersem bana ne diyecekler...bana nasıl davranacaklar..." gibi korkular, bireyi gerçeği benimsemekten engelleyebilir. Yine bu konuda hikmetli Hz. Süleyman, Kutsal Kitap'ta şöyle der: "İnsan korkusu tuzak kurar, fakat Rab'be güvenen emniyette olur." Sül. Meselleri 29:25) Birey, gerçekleri insan korkusundan ve çevre baskısından üstün tutmadıkça buna erişemez. Dünyada var olan "Güçlü kimse, haklı olan odur" kavramından uzaklaşılmadıkça da, gerçeklere asla ulaşılamaz.

8) Düşünce Özgürlüğü

Gerçekçi olmak isteyenler, düşünce özgürlüğüne önem verirler. Çünkü bir düşüncenin diğer düşünceden daha farklı, daha üstün ve daha yararlı olabileceğini bilirler. Kendi düşüncelerinde eksik kalmış, derine inilmemiş, ya da yanlış değerlendirilmiş bir yer varsa, bunun ortaya çıkmasını memnuniyetle kabul etmek isterler.

Karşı tarafın düşüncelerini dinlememek ya da onlara yer vermemek gerçekçilik değildir. Başka bir düşüncenin, bireyin kendinde olan ve "gerçek" sandığı şeyleri, gerçek dışı çıkaracağı korkusudur ki, bir başkasının düşüncesini açıklamayı ya kısıtlar, ya da tamamen engeller.Yıkılamayan, sağlam, iyice muhakeme edilmiş, dürüst, mantık kurallarına uygun ve kanıtlarla donatılarak düşünülmüş ve buna göre karar verilerek "gerçeği" bulan bireyler; karşılarına çıkacak hiç bir düşünce veya iddia şeklinden korkmazlar ve yılmazlar. Çünkü verebilecekleri haklı, güçlü, mantıklı, dürüst kanıtları vardır. Yine İncil bu konuda şunları der:

"Düşünceleri ve Tanrı bilgisine karşı kalkışan her yüksek şeyi yıkıyoruz ve her düşünceyi Mesih itaatine esir ediyoruz." ( 2 Kor. 10:5).

9) Yapıcı Eleştirilere Açık Olmak

Bazıları eleştirilmekten hiç hoşlanmazlar. Karar verdikleri veya kabul ettikleri "gerçekler" ne ise odur. Bunun dışına asla çıkılamaz, eleştirisi yapılamaz, sorgulanamaz. Tartışma söz konusu değildir. Oysa gerçekçi kişiler, kendilerindeki "gerçekleri" her türlü eleştirilere ve sorgulamalara açık tutarlar. Hatta kabul ettikleri gerçekleri "eleştirenler" ararlar.

Çünkü iyi bilirler ki, yapıcı her eleştiri, daha iyiye, daha doğruya, daha güzele, daha mükemmele doğru yol açacaktır. Eğer bireydeki "gerçekler" her tür eleştiriye, sorgulamaya dayanabiliyorsa, bunlar, yıkılmayan, mahküm edilmeyen, sağlam ve güçlü GERÇEKLER demektir. Değerli dostum, umarım yukarıdaki "gerçekçiliğin kuralları" ile ilgili verdiğim dokuz noktada hemfikiriz.Kuyumcular kendilerine "altın" olarak verilen şeyleri "mihenk taşı"na tutarlar. Sen de sana verilmiş veya verilecek olan "gerçekleri", gerçekçiliğin "mihenk taşı" olan yukarıdaki "Gerçekçiliğin Kuralları" ile denetleyebilecek misin? Yoksa, mihenk taşına tutulmamış veya devletin onay damgası olmayan, yaldızı veya bakırı altın olarak, sekiz ayarı da yirmi dört ayar has altın olarak sunan sahteciler gibi, "gerçekler"de, aldatılmak istermisin?

"Aklın yolu birdir" diyen atasözüne göre, biliriz ki, gerçek tektir. Tek olan gerçek ise "Gerçekçiliğin Kuralları"na uyarak ve gerçeğe yürekten sevgi beslenerek bulunur. Hatırla ki, İncil'de, gerçeği sevmeyenlere, yalana inanmaları için yalan cezası gönderilmektedir. "Çünkü onlar, kendilerinin kurtulmaları için GERÇEK SEVGİSİNİ kabul etmediler. Bu yüzden yalana iman etmeleri için Tanrı onlara yanıltıcı bir ruh gönderiyor."(Bkz. 2 Sel. 2:10-11).

Lütfen, aklındaki, fikrindeki, kalbindeki, vicdanındaki ya da programındaki..."senin gerçeklerine" ters düşen bir ikilemle karşılaştığında; "yalana" inandırılmak üzere sana "yalan cezası" gönderilmemesi için; "senin gerçeklerinden" bir an için vazgeç ve yukarıdaki "Gerçekçiliğin Kurallarını" işleterek, gerçeği daima sev ve onu her şeyin üstünde tut!

Eğer insanlar tek olan gerçeği tüm yürekle sevseler ve samimiyetle arasalardı; eğer kendilerine verilen "gerçekleri" yukarıdaki "Gerçekçiliğin Kuralları"nın süzgecinden geçirebilselerdi, dünyada, özellikle dinde, ya da Tanrı yolunda, bu denli mezhepleşmeler, bölünmeler, kopmalar veya farklı teolojilerin getirdiği kaos olmazdı.

Her ülkede matematiğin, elektriğin, kimyanın vb...kendine özgü şaşmaz ve değişmez tek kuralı olduğu gibi,Tanrı yolundaki gerçeğin de şaşmaz ve değişmez tek kuralı olurdu. Cennet, şunun için de güzeldir: Orada yalan ve aldatmacalardan uzak yalın gerçekler vardır. Dünyadaki tüm aldatmacalar, mezhepleşmeler, kopmalar ve kaoslar orda sona ermiştir. Gerçek dışı aldatmacalar insanı "tutsak" veya "köle" edebildiği gibi; yalın veya katkısız gerçekler de insanı gerçek anlamda özgür kılmaktadır.

"Siz gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacaktır..."(Bkz. Yuhanna 8:32).

Tanrısal, katkısız, saf, halis veya yalın gerçeklerin, insan yaşamına getirdiği tüm özgürlükleri ve tüm bereketleri, sizlerin olması dileğimle!

Misah Günay 
Araştırmacı Yazar


 



55

 



©Copyright 2001 Kapsam