SERİ YAZILAR
Ana Sayfa Künye Biz Kimiz Bize e-posta gönderin Abonelik
İlginç Seri
Aktüel
Sizin Sayfanız
Gündem
Arşiv
Çeşitli Siteler
Kilise Adresleri


 

 

 

HAÇ DÜŞMANLARI    

Yaşamımda karşılaştığım bazı olaylar bana yukarıdaki ayeti hatırlattı. Bu olayların bazılarınını size anlatmak isterken iki türlü haç düşmanlığının var olduğunu görüyorum:

1. Maddi haç düşmanlığı

2. Ruhsal haç düşmanlığı

Önce maddi haç düşmanlığını ve bunun nedenlerini inceleyelim.

    Daha çok küçük yaşlardayken, ilkokul çağlarındayken hatırlıyorum. Iki arkadaşımın arasında sebebini bilmediğim bir kavga çıkmıştı. Arkadaşlarımdan biri okuldan aldığı tebeşiri cebinden çıkarmış yere kocaman bir haç şekli çizmişti.Sonrada kavgalı olduğu diğer arkadaşından öcünü almak için, yere çizdiği haç'ın üzerine tükürüyor, tekmeliyor, ayağı ile silmeye çalışırken "senin putunu ... bilmem ne yapayım" diyerek küfürler savuruyordu.

Aradan yıllar geçti. Ben büyüdüm. Çalışmak için Almanya'ya gittim.Küçüklüğüm den o olayı çoktan unutmuştum. Sonra iş ve para şartları daha iyi olduğu için İsviçre'ye geçtim ve orada da bir süre çalıştım. Bir araba satın alarak köyüme geldim. Köyüme geldiğimde başka bir olayla karşılaşmıştım ki bana küçüklüğümdeki o olayı hatırlattı.

    Bildiğiniz gibi İsviçre arabalarının plakalarında küçük kırmızı bir haç işareti bulunuyor. Bu devletin uyguladığı bir durumdur. Tabii köyümüzde herkes beni tanıdığı için bir problem olmadı. Ama değişik kasaba ve kentlere arabamla gezi yaptığımda, bazen tekerleğimin çakı ile delinip patlatıldığına ve bir kaç defa da kapı camlarının kırıldığına şahit oldum. Bazen de kaportanın sert cisimlerle çizildiğini gördüm. Bu gibi olaylar çocuk ve hırsız işi değildi. Çün kü bir kaç defa gizlenerek nedenini anlamaya çalıştığımda, bazı gençlerin ve büyük kişilerin arabamın etrafında dolaşarak , özellikle plakasındaki haç isaretine bakarak "Bak, bu bir gavur arabası, gelin haklayalım" diyerek tekmelediklerine şahit oldum. Bunun üzerine Türkiye'ye izinde kaldığım sürece, plakanın yanına okunaklı bir yazı daha koymaya mecbur oldum: Lütfen patlatmayın Bu haç değil bir artı işareti!

    Bazen trafik ekipleri beni durdurup: Bu acayip yazı ne oluyor?" diye sordular. Halktan bazıları da her defasında, "Bu da ne demek?" diye sorular yönelttiler. Onlara her defasında durumu anlatmalıydım.

    Halkımızın haça karşı duyduğu allerjinin, sadece benim araba plakamdakalmadığını, daha geniş kapsamlı olduğunu görmeye başladım.        Bir gün bir arkadaşımın düğün törenini için bir kilisede bulunuyordum. Düğün töreni bitmiş, hemen herkes dağılmıştı bir kaç arkadaşla kilisenin yan salanunda konuşuyorduk.   Birden şangur- şungur diye, sanki bomba patlar gibi bir ses oldu. Kilise binasının buzlu camlarından biri iri bir taş atımı ile patlatılmıştı. Neye uğredığımızı bilemedik! Kubbesinde veya kapılarında bulunan haç işaretlerinin kırılması mümkün olmadığı için, camların kırılması gerekirdi.

    Bu durum artık öylesine dikkatimi çekmişti ki, artık gezilerimde bir kilise binası görünce kubbesine bakıyordum. Halkı kalmamış veya koruyucusu olmayan kilise binalarının kubbelerin deki haçların kırılmış, içlerindeki turistik veya antik değer taşıyan dinsel resimlerle beraber haç işaretlerinin taşlanmış olduğunu defalarca gördüm.Göreme'deki resimlerde bulunan, haçlar bunun iyi bir örneğidir.

    Zihniyet şudur ki, "Bu kilise bir puthanedir, gâvur evidir. Putlar kırılmalı, resimler taşlanmalı, bina yakılmalı veya yıkılmalı, haçlar ise parçalanmalı." Tabii bunun nedenleri de yok değildir. Bir defa ortaçağdaki "haçlı seferleri"nin haça karşı yeterli bir alerji bıraktığı ötedenberi bellidir. Oysa Hz. İsa hiçbir zaman kılıç kullanmamış ve kullanmayı emretmemiştir. Tam tersine    Kılıç tutanların kılıçtan gideceğini söyleyerek, din uğruna dahi olsa maddi savaşları engellemiştir.

  Bunun yanı sıra yozlaşmış Hıristiyanların İncil öğretisinden saparak haç işaretini bir muska gibi, bir koruma yolu olarak kullanmaları da haç hakkında haklı olarak olumsuz görüşlere yol açmıştır. Ama bun ların hepsinin ötesinde haç kırma veya haçı yok etme çabalarının altında bir "İslam'ın Hıristiyanlığa karşı zaferi" düşüncesinin yattığının genel bir görüş olduğunu da farkettim. Eğer bir kilise binası yerle bir edilirse, yakılırsa, bu na imkan yoksa eğer, müzeye, depoya, ahıla çevrilebilirse, İslam'ın Hıristiyanlığa karşı bir zafer kazanmış olduğunu zihniyetinin birçoklarında hakim olduğunu üzülerek gördüm. İslam'ın Hıristiyanlığa karşı bir zafer kazanma arzusu sadece haç kırmak veya yok etmekten daha öteye gider.

    Zamanın zenci boksörü Muhammed Ali Clay'ın şampiyon olduğu dönemlerde Hıristiyan adıyla tanınan boksörleri yendiği zamanlar bile, böyle olayları Hıristiyanlık karşısında İslam'ın zaferi olarak görmek, sıradan halk tabakalarını aşıp, gazetelerde iri manşetler halinde yayınlandığı gördüğüm gerçeklerdendir.

    Oysa ne haç kırmakla, ne tükürmekle, ne çiğnemek veya tepelemekle, ne kilise binalarını yıkmakla Tanrı katında gerçek bir zafer kazanılamayacağı, güneşin çamurla  sıvanılmayacağı kadar bellidir. Haçlı seferlerinin lanetli durumunu, haçın bir muska veya korunma aracı gibi kullanılmasını, öpülüp önünde eğilinmesi gibi İncil dışı yozlaşmış olayları bir tarafa atalım. Haç Tanrı'nın tüm insanlara sunduğu sevgisinin, günahlardan kurtarak gerçek kurban Hz. İsa'nın fedakarlığının en açık simgesi veya semboludür. Haça bu açıdan baktığımızda Tanrı'nın sevgisini, O'nun kurtarışını , sevgisini ve fadakarlığını görüyoruz.

    Bunu ters anlayan veya işlerine geldiği gibi yorumlayan ismen Hıristiyanlar, haçı bir süs eşya gibi ya gerdanlıklarına ya boyunlarına, ya küpelerine takarak taşımaya başlamışlardır. Tanrı, İsa, İncil veya insan sevgisi uğrunda gerekirse elem çekmeği, eziyet görmeği, rahatından kaybetmeyi kabul etmeyen kişiler vardır. Böyleleri haçın ruhsal anlamda düşmanlarıdır. Haç demek, Tanrı sevgisi demektir. Haç demek, günahlarımız için kurban olan İsa'nın sevgisi, fedakarlığı, kurtarışı, günah aflığı ve barışı demektir. Haç Tanrı'nın emirleri doğrultusunda, insan sevgisi için gerekirse elemlere, hapislere,, dışlanmalara hatta ölüme razı olmak demektir. Acaba biz hangi tür düşmanıyız? Veya biz hangi tür sempatizanıyız?                                         Aydın Güloğlu


"Ben iyi çobanım" diyen . . . İSA . . . ile ilgili bilgi edinmek isterseniz aşağidaki adrese yazın:

P.K. 52 Beşiktaş-Istanbul

Veya e-posta (kapsam@kapsamgazetesi.com) gönderin.

 

İlginç Seri Konuları

Toronto Bereketi

Gizli Güçler

Yahuda İncilili

Dünyanın Sonu

Ey Kilise Nereye?l

Kuran İle İncil Yan Yana

Anadolu'da Bir Hoşgörü Mucizesi

İnsanın İkinci İsyanı

Günah ve Ölüm

Türkiyede Hıristiyanlık Neden Yanlış Anlaşılıyor?

Hıristiyanlıkta Mezhepler

Evreni Kucaklayan Sevgi



55

 



©Copyright 2001 Kapsam