SERİ YAZILAR
Ana Sayfa Künye Biz Kimiz Bize e-posta gönderin Abonelik
İlginç Seri
Aktüel
Sizin Sayfanız
Gündem
Arşiv
Çeşitli Siteler
Kilise Adresleri


 

 

 

GİZLİ GÜÇLER

Burhan geleneği

    Tasavvufi sohbetlerinde vücutlarına sivri nesneler sokulan Rufai (Rifai) tarikatının mensupları, bu geleneğe delil (kanıt) anlamına gelen "BURHAN" adını veriyorlar. Gazetimizde gördüğünüz toplantı Ankara'nın biraz dışında bulunan bir evin odasında gerçekleşiyor. Odada tasavvuf  müziğini çalan "mütrip heyeti" ve mürşitleri olan H. Galip Kuşçuoğlu'nun etrafında halka oluşturmuş yirmi-yirmi beş kişi var. Bir saate yakın süren zikrin sonunda Galip bey önceden seçilen birkaç müridinin yanağına, karnına veya göğüsüne elli santimetre kadar uzunlukta ve çelikten yapılmış şişleri saplıyor. Kendisine şiş saplanan kişi hiç bir şey hissetmiyor, kan da akmıyor. Şiş çıkarıldıktan sonra da geride yalnız çok küçük bir iz kalıyor. Çok geçmeden o iz de kayboluyor.

    Ülkemizde tasavvuf çevrelerin önde gelenlerden birisi Kuşçuoğlu, "Burhan, insanları irşat için verilmiş bir lütuftur" diye açıklıyor. Bunu iman gücüyle başardıklarını söylüyor. Acaba gerçekten öyle mi? Bu geleneğin kaynağını biraz inceleyelim. Ondan sonra da bunun gibi olaylar üzerine Kutsal Kitap'ın ışığını tutacağız.

         Geleneğin kaynağı

Rivayetlere göre Burhan geleneği Hicri 555 yılında meydana gelen bir olaya dayanmaktadır. Söz konusu olay İslam peygamberinin kabrinin bulunduğu yerde olmuş. Rufai tarikatın öncüsü sayılan Seyyid (yani peygamberin soyundan gelen) Ahmet el Rufai Hacca gelenler arasındaydı.

    Kabre yaklaşıp "Selamünaleyküm ya Atam" diye kabre seslenmiş. Kabirden "Aleykümselam ya evladım" diyen gür bir ses yükselmiş.

    Hayretler içinde kalan Ahmet el Rufai seslenenden mübarek elini öpmek için izin istemiş. Bu isteği üzerine kabirden ileriye doğru bir el uzanmış ve kendini toplayan Rufai yaklaşıp onu öpmüş. Sonra el çekilmiş. Ahmet el Rufai kendisini yere atmış. Şaşa kalan millet ne diyeceğini, ne yapacağını bilmiyormuş. Sonra aralarından kendinden geçmiş bir grup sağda solda buldukları sivri nesneleri vücutlarına sokmaya başlamışlar. Çivi, şiş, bıçak" Ne rastlarsa ve nereye rastlarsa saplanmış. Ahmet el Rufai'nin ısrarıyla içlerinden bazıları onun bedenine de aletleri yöneltmişler.

    Bu olay dönemin tasavvuf akımları arasında büyük yankılar yaratmış ve pek çok tasavvufçu Ahmet el Rufai'ye mürid olarak gelmiş. O da bu Hac ziyareti olayından sonra dergahında zaman zaman benzer merasimleri gerçekleştirmiş. İşte dokuz yüz yıldan beri Rufailer Burhan geleneğini yaşatıyorlar. Neden böyle şeylere  ihtiyaç duyuluyor?

    Sebep Tanrı arayışı olabilir.  İnsanin bedenindeki gizil (potansiyel) gücü keşfetme arzusu olabilir. "Burhan" geleneğini yaşatanlar gibi binlerce tasavvufçu, Tanrı'ya yaklaştığına dair kanıt aramıştır ve aramaktadır. Örneğin, İspanya'da ruhlarla uğraşan ve Katolikliğin uç kesimlerinde vücutlarını kanatmadan deşenler gibi. Çünkü her ne kadar Allah'ın kuluna şahdamarından daha yakın olduğunu inanıyorsa da, insan yine de Allah'la kendisi arasındaki uçurumu kapatacak bir şefaatçı ister.

    Tasavvufta Tanrı'ya erişme yollarına tarikat denir. İslam tarikatlarının en ünlüleri şunlardır: Bayrami, Bedevi, Bektaşi, Celveti, Disuki, Halveti, Kadiri, Mevlevi, Nakşibendi, Rufai, Sa'di, Şazili. Her birinin kendine göre bir yolu var. Pek çok ülkede kendi vücuduna olmadık eziyeti yapan onca insan arasında acaba gerçekten amacına erişenler var mı? Acaba Tanrı gerçekten insanın böyle şeylere başvurmasını ister mi? Hakikatı aramak, bu dünyaya önem vermemek, nefsi eğitmek, kalbi arındırmak gibi amaçları güden bu insanların Tanrı arayışı içinde olduğu ortada. Ama bunun bilinçili bir gayret olmadığını aşağıda göreceğiz.

Dünyada hızlı gelişen gizli güçlere inanma akımları

    Dünyada gizli güçlere olan ilgi çok hızlı bir şekilde büyümekte. Çok eski zamanlardan beri varlığını sürdüren sihir, büyü, esrar, astroloji, kehanet, falcılık, ruhçuluk, gaipten haber verme, vb. olaylar, günümüzde yeni yüzlerle devam etmekte, hatta geniş çapta gelişmekte.

    Bu tür olağanüstü uygulamalar üç ana nitelik taşır:

1) İnsanın beş duyu ile algılayamadığı bilgiyi edinmek ve aktarmak.

2) İnsanın olağanüstü kuvvetlerle, gizil enerjilerle veya gizli güçlerle temasına sağlamak.

3) Diğer insanları etkilemek veya onlara istenen şeyi yaptırmak için üzerlerinde yetki kazanmak.

    New Age (Yeni Çağ) akımı, parapsikoloji (tinsel güçleri inceleyen bilim dalı), telepati, zihin gücü bilgisi, meditasyon, "holistic medicine" (sadece hastanın hastalıklı kısmı değil, kişinin tümünü tedavi eden tıp) ülkemizde de yayılıyor. Uzak doğu dinlerinden kaynaklanan bu uygulamalar, batıda artık geniş kitlelerce benemseniyor.

    Çok sayıda üzücü örnekler, bu tür uygulamaların yüksek oranda psikolojik hastalıklar, cinsel sapıklık, ruhsal iskence ve hatta intihar ve cinayet gibi durumlarla sonuçlandığını gösteriyor.

    Ahlaki yönden hızlı çöken dünyamızın halini anlamak için, bu gelişmelerin perde arkasındaki gerçeği anlamamız gerekir.

                    Gizli güçlerin gerçek kimliği  

    Bütün bu uygulamaların altında monizm (tekcilik) inancı yatıyor. Bu anlayışa göre evrendeki her varlık Tanrı'nın bir belirişidir. Esasında tasavvufi bu varlıkbirliği inancına göre, evren bütünüyle tanrıdır ve evrende tanrıdan başka bir şey yoktur. Bu doğrultuda tasavvuf yollarının amacı, insanı tanrı birliğinde yok etmektir. "Enelhak" (ben tanrıyım) diyebilme konumuna ermek, tanrıyla bütünleşmektir. Temelde aynı amacı güden uzak doğu dinlerinde bu amaç ruhsal bir "aydınlanma" olarak nitelendirilir. Buradaki "tanrı" sonuçta salt güçten farklı bir şey değil, sanki sınırsız ama bilinçsiz evrensel enerjidir.

    Ne var ki Kutsal Kitap'a göre Tanrı, yarattığı evrenle bir değildir. Ondan apayrıdır. Evren Tanrı'nın buyruğuyla yaratıldığı için O'na bağlıdır ve O'na hesap verecektir. Tanrı ruhları (melekleri) ve insanı özgür iradeli yarattı. Ruhların bir kısmı, başta Şeytan olmak üzere Tanrı'ya karşı isyan etti ve yargılanacakları zamana dek Tanrı'nın huzurundan uzaklaştırıldı. Böylece ruh aleminde kötülüğün ruhsal güçleri oluştu. İlk atamız "dem de Tanrı'nın buyruğuna karşı gelerek Tanrı'dan uzaklaştı ve bütün insan soyu da, kirli bir kaynağı olan ırmaklar gibi Tanrı'dan uzak ve O'na isyankar bir özyapıya sahiptir.

    İnsanları özellikle hile ile kandıran bu şeytani ruhlar, gerçek kimliklerini kamufle eder. Sahte kıyafetlerde insanlara melek, aziz, uzaylı, ölmüş bir akraba, özel bir ruhsal rehber vb. şekillerde görünerek onları cezbeder. İncil, sahte peygamberlerle ilgili şu ilginç uyarıda bulunur:

    Bu tür adamlar sahte elçiler, aldatıcı işçiler, kendilerine Mesih'in elçisi süsü verenlerdir. Bu şaşılacak bir şey değildir. Şeytan bile kendisine ışık meleği süsü verir. Onun hizmetkarları da kendilerine doğruluğun hizmetkarları süsü verirlerse, bu büyük bir şey değildir. Öylelerinin sonu yaptıklarına uygun olacaktır."   (İncil - I. Kor. 11:13-15)

    Kutsal Kitap öğretişine göre bu sözümona   ermiş mürşitler aslında tanrısal bir güce  değil, şeytani bir güce kavuşuyorlar.

    Bilinçsizce de olsa yalancı ruhlara kulak veriyorlar. Tasavvufi uygulamalarla içlerini boşaltıp kendilerinden geçerek, bu ruhlara fırsat vermiş oluyorlar. Ruhsal bir güce kavuşmuş olabilirler ama bu kutsal olan gerçek Tanrı'nın gücü değildir.

    Kutsal Kitap'a göre bu durum özellikle dünyanın son günlerinde çok yaygınlaşacak: "Kutsal Ruh açıkça diyor ki, sonraki zamanlarda bazıları imandan dönecekler.  Vicdanları adeta kızgın bir demirle dağlanmış olan yalancıların ikiyüzlülüğü nedeniyle aldatıcı ruhlara ve cinlerin öğretilerine kulak verecekler. " (İncil - I.Timoteyus 4:1-2)

    Dünya çapında yapılan bir araştırmada (Bkz. Religion, Altered States of Consciousness and Social Change, Dr. Erika Bourguignon) ankat yapılan 488 toplumun 74%'ü, kötü ruhlara tutsak olabilmenin gerçek olduğuna, ve Şeytanın varlığına inandığı görülmekte. Kutsal Kitap, kötü ruhların varlığını açıkça belirtiyor. Onlarla ilişkiye girmenin çok tehlikeli olduğundan herhangi ruhçuluk, sihirbazlık, astroloji, falcılık, vb. kesinlikle yasaklamıştır. Ayrıca böyle işlerin perde arkası putperestlik olduğunu ve puta tapanların aslında kurbanlarını cinlere (kötü ruhlara) sunduklarını bize gösteriliyor: "Putperestler kurbanlarını Tanrı'ya değil, cinlere sunuyorlar."  (İncil: I. Kor. 10:20).

    Bütün bu şeyler Tanrı'nın gözünde iğrenç ve günahtır, ve hatta Tevrat'taki buyruğa göre bunların yapanlar taşlanarak öldürülmeleri gerekiyordu. "Aranızda falcı, yahut müneccim, yahut sihirbaz, yahut afsuncu, yahut büyücü, yahut cinci, yahut bakıcı, yahut ölülere danışan bulunmayacak. Çünkü bu şeyleri yapan adam Rab'be mekruhtur." (Tevrat - Tesniye 18:10-12)

Kutsal Kitap'a göre Şeytan bu dünyanın egemeni ve ilahı. O, bütün dünyayı saptıran ve denetiminde tutan yalancı, ve yalanın babasıdır. Ona hizmet eden bir ruhlar ordusu vardır: "Kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçleri" Ama bu karanlık egemenlık ancak bir süre devam edecek. Onların yargılanacağı zaman belirlenmiştir. İsa Mesih yeryüzündeyken insanları tutsak eden cinler O'na "Ey Nasaralı İsa, bizden ne istiyorsun? Buraya, zaman dolmadan bize iskence etmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyoruz, Tanrı'nın Kutsalısın sen!" diye bağırarak tutsakların içinden çıkarlardı.

Tanrı'nın  müjdesi

    İsa bir din kurmaya gelmedi. İnsanları İblis'in egemenliğinden güçle kurtarmaya geldi. "Zaman doldu. Tanrı'nın Egemenliği yaklaştı. Tövbe edin, Müjde'ye inanın!" diye müjdeliyordu. Cinleri sözüyle kovarak üzerlerinde mutlak yetkisini gösterdi.

    Kendini insanların günahlarını bağışlatacak ve onları özgür kılacak bir fidye olarak sunmaya geldiğini söyledi. İsa Mesih, çarmıhtaki ölümü ve üç gün sonraki ölümden dirilişiyle Şeytan'a ölümcül bir darbe vurdu. Şeytani yönetimlerin ve hükümranlıkların elindeki silahları alıp onları çarmıhta yenerek açıkça gözler önüne serdi. Böylece de dünyayı Tanrı'yla barıştırdı. Şimdi Rab, insanları Tanrı'yla barışmaya davet ediyor.

    Müjde anlımına gelen İncil'in iyi haberi esas ve tek Şefaatçi gerçeğinin üzerinde duruyor: "Tek bir Tanrı ve Tanrı ile insanlar arasında tek bir Aracı vardır. Bu da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa'dır"  (I.Tim. 2:5-6). Tanrı bize olan sevgisini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkarken, Mesih bizim için öldü. Bundan başka Tanrı'ya yaklaşmamız için her hangi bir kanıt verilmeyecek.

    Sonuç olarak insanın özlediği esas "Burhan" (yani kanıt), aradığı güç ve ruhsal doyum ancak Mesih'te bulunur.                                                Lütfü  EKİNCİ


"Ben iyi çobanım" diyen . . . İSA . . . ile ilgili bilgi edinmek isterseniz aşağidaki adrese yazın:

P.K. 52 Beşiktaş-Istanbul

Veya e-posta (kapsam@kapsamgazetesi.com) gönderin.

 

İlginç Seri Konuları

Toronto Bereketi

Anadolu'da bir hoşgörü Mucizesi

Yahuda İncili

Dünyanın Sonu

Ey Kilise Nereye?l

Kuran İle İncil Yan Yana

Haç Düşmanları 

İnsanın İkinci İsyanı

Günah ve Ölüm

Türkiyede Hıristiyanlık Neden Yanlış Anlaşılıyor?

Hıristiyanlıkta Mezhepler

Evreni Kucaklayan Sevgi



55

 



©Copyright 2001 Kapsam