SERİ YAZILAR
Ana Sayfa Künye Biz Kimiz Bize e-posta gönderin Abonelik
İlginç Seri
Aktüel
Sizin Sayfanız
Gündem
Arşiv
Çeşitli Siteler
Kilise Adresleri


 

 

 

                  Günah ve ölüm

Ölümlü oluşumuz aslında, günahın sonucudur. Yani günah işlediğimiz için Tanrı'dan kopuyoruz. O hayatın esas kaynağıdır. Bir anlamda fişi ondan çektik, motor durdu, bir kaç saniye (ya da 70, 80 yaşa kadar) çalışmaya devam ediyoruz ondan sonra duruyoruz, yani ölüyoruz. Bu yüzden fani olduğumuzu söylemekle, bir anlamda günahlı oluşumuzu işaretliyoruz. Yani ikisi paralel kavramlardır. Sonuç: biz bu hayatta %100 günahsız olamayız.

Bu yüzden İsa Mesih günahlarımıza karşılık öldü. İsa Mesih'in kendisine gelince, onunla ilgili sağlam her bilgi, yetkili kaynak olan İncil'den alabiliriz ancak. Bu yüzden "Günaha son çağrı" gibi dayanağı, aslı olmayan iddialı yorumlar, hayal ürünüden başka bir şey değiller. Yine de bunlar hayali gerçekle karıştırıyorlar. Ve olanları gerçekten öğrenebilmek için tek gerekli çare İncil'i okumaktır. O zaman, mesela İsa gerçekten "Allah'ım, beni niçin bıraktın"… diye söylediğini öğreniriz

Bazı yanlış anlamaları ortadan kaldırmak  için bir noktaya değinmek zorundayım. İlk önce şunu belirteyim ki, Adem ve Havva zaten Dünya'da olan bir bahçeden kovuldular, yani Aden bahçesi Cennet'te değildi. Onlar kovuldular çünkü, bir günah işlemişlerdi ve bu, günahın bedeli mahiyetinde olan, bahçeden kovulma eylemini oluşturdu.    

Adem ve Havva'nın bahçeden kovularak cezalarını çekerek tekrar bahçeye geri dönüp orada soylarını  devam ettirmeleri olanaksızdı. Onlar bu dünyada bir sınav verip kaybettikleri o ilk masumiyete dönmediler, kendi çabalarıyla dönemezlerdi de. Yani kendi kendilerini lekelendikleri günahtan temizleyemediler. Bunu Tanrı, bir kurban kesip onları kurbanın derisiyle giydirerek simgesel olarak halletti (bu Mesih'in gerçekleştireceği kurban simgeliyordu). Yani gerek ilk atalarımız gerekse bizler günahımıza bir çare bulmak istiyorsak, bunu Tanrı'da aramamız gerek.

Ayrıca Tanrı'nın bizi aklaması lekelenmiş eski yapımızın yok olması anlamına gelmiyor. Yani aklandıktan sonra ancak ölümden sonra arınmış bir yapıya sahip olacağız. Demek ki Tanrı'nın sağladığı aklanmaya kavuştuktan sonra çocukları olmuş olsaydı, doğan çocuklar yine günahın lekesiyle doğacaklardı.

Eğer günahtan tek nihai temizlik yalnız öldükten sonra olabilirse, o zaman çocukları olabilmesi söz konusu olmadığına göre Tanrı'nın, ancak çözümü erteleyerek günahın lekesiyle doğan çocuklar için bir çözümü düşünmüş olması en akıllıca şeydir. O gerçekten her şey yapabilendir. Hatta günaha düşen ilk insanları yok edip yenilerini yaratabilirdi. Fakat özgür olarak yarattığı insanları bir çözüm getirmeden yok etseydi kendi öz iyiliğine aykırı davranmış olurdu, ki bu, Tanrı'nın yapamayacağından değil, kesinlikle yapmak istemediği ve yapmayacağı tek şeydir. Başka bir bakış açısındansa şunu diyebiliriz ki, Tanrı bizden önce melekleri yaratmıştı.

Onları teker teker yarattı. Yani onlar bizler gibi, bir ilk melek yaratılıp sonra  doğum yoluyla soylarını devam ettirmeleri şeklinde  değil, her bir meleği temiz ve kendi hareketlerinden sorumlu olarak yarattı. Buna rağmen onlardan üçte biri (Hz. Hezekiyel kitabından öğrenebildiğimiz gibi) günaha düşüp Şeytan'ın peşinden gittiler. Günah işlemiş olan melekler için artık bir kurtuluş söz konusu olamaz.

Ayrıca insanın yaratıldığı zamandan önce, Şeytan'ın isyanından sonra, günahın evrene çoktan girmiş olduğunu hesaba katmamız gerek. Bu nedenle biz de kötülüğe kapıldığımız zaman en azından böyle bir günahı, yani, kötülüğü icat etme suçunu işleyemeyeceğimiz bir konumda yaratılmıştık. Çünkü günahı evrene sokan Şeytan olmuştu. Bu da Tanrı'nın bize olan merhametine neden oldu.

Bizse bireysel olarak temiz doğup günaha bu durumdayken sürüklenseydik o zaman (melekler durumunda olduğu gibi) bizim için artık çare olamazdı. Çünkü kendi kendimizi günahtan arındıramayız. Tanrı da bize tam temiz bir yapı vermek istediğinden, eski doğal yapımızı bırakıp yeni bir yapı vereceği yolu düşündü. Yani kalıtım yolu. Tanrı'-nın, kendi bilgeliğinde tasarladığı plan şu ki, günahı nasıl kalıtım yoluyla miras aldıysak, doğruluğu ve kurtuluşu da İkinci Adem'den, İsa Mesih'ten ruhsal bir kalıtım ile miras almamızı mümkün kıldı. Günahın dünyaya atamızın işlediği suçla nasıl girdiyse Son Ademin işlediği bir tek doğruluk eylemiyle (yani çarmıhtakı ölümüyle) doğruluk, aklanma yani Cennet'e giriş sağlandı!

Bunu İncil'de şu bölümlerde okuyabiliriz:"Günah bir insan yoluyla, ölüm de günah yoluyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı…" …"İşte, tek bir suç bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi de  bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı.

Bir adamın söz dinlemezliği yüzünden bir çoğu günahkâr kılındığı gibi, yine bir adamın  söz dinlemesiyle  bir çoğu doğru kılınacaktır." (Romalılar 5:12,18,19)  

"Nitekim şöyle yazılmıştır: "İlk insan Âdem, ya?ayan bir can oldu." Son Âdem ise ya?am veren bir ruh oldu. Önce ruhsal olan değil, doğal olan geldi. ruhsal olan sonra geldi. İlk adam yerden, yani topraktandı. İkinci adam göktendi. Topraktan olan adam nasılsa, topraktan olanlar öyledir. Göksel adam nasılsa, göksel olanlar (yani Mesih'e bağlananlar) öyledir. Bizler topraktan olana nasıl benzer idiysek, göksel olana da benzeyeceğiz." (1.Korintliler 15:45-49)     "Bütün melekler, kurtulu?u miras alacaklara hizmet etmek için gönderilen görevli ruhlar değil midir?… Tanrı sözünü ettiğimiz dünyayı meleklere bağlı kılmadı…Aslında meleklere değil, İbrahim'in soyundan (İbrahim'in imanının yolunda Tanrı'ya yakla?anlara) olanlara yardım ediyor." (İbraniler 1:14; 2:5,16)

Buradan da anlaşılacağı gibi her şey kendim ettim kendim buldum oluyor. Tanrı bize bir özgür irade vermişti ve demişti:"Bahçenin her ağacından istediğin gibi ye; fakat iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemiyeceksin, çünkü ondan yediğin günde mutlaka ölürsün." ('Tevrat' Tekvin 2:16)

Tanrı'nın yemelerini yasakladığı "iyiliği ve kötülüğü bilme ağacı"nın meyvesinden yediler. "Tanrı onlara neden bilmedikleri bir tuzak kursun?" diye düşünülür. Fakat bu konuda önemli olan ağacın kendisi değil onun simgelediği şeydir. Yani bu ya da şu şekilde  bir kötülüğün varlığından haberleri olacaktı, çünkü günahın yaratıcısı olan Şeytan bunun böyle olması için gereken yollara başvuracaktı. O zaman Tanrı'nın bir ağac aracılığıyla önceden haber verip onları uyarmasında büyük bir sevgi yatıyor.  Yanılmayalım, onların bu şekilde, zaten bir iyiliğin ve kötülüğün varlığından haberleri olmalıydi ki vardı (Tekvin 2:16-17). Fakat işlemedikleri kötülüktü ki ondan sakınmaları için uyardı.

Öte yandan yaşamın kaynağının, iyiliğin de kaynağının Tanrı ve O'nunla olan ilişkileri olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Tanrı onlara her şey açıklamıştı. Her şey mükemmel bir özbirlik içindeydi. Ama tabii her şeyin sırasıyla; yani Tanrı Yaradan ve kaynak olarak, insan O'na bağımlı yaradılış olarak. Her şeyin yeri vardı. Fakat insan, kötülüğün ne olduğunu bu sefer deneyimiyle öğrenmek istedi. Şeytanın kandırmacasına kurban gitti.

Tanrı'ya eşit olmak isterken, esas eşitlik bozuldu. Çünkü fişi cereyandan çektiler. Tanrı onlara iki yol gösterdi. İlki, yememek ve yaşamak, ikincisi ise, yemek ve ölmek. Bazılarının düşündüğü gibi bu ölüm bedensel değildi, ama ruhsaldı. Ve yine bu, kovulma olayının bağışlama getiren ceza değildi.Yani, Tanrı onları bu günahın çaresi olarak değil ama, sonucu olarak kovdu. Çünkü Tanrı onların, diğer ağaçtan da yiyip bu günahlı durumunun ebedi bir nitelik kazanmasını istemedi.

"Ve RAB ALLAH dedi: İ?te, Adam iyiyi ve kötüyü bilmekle bizden biri gibi oldu; ve ?imdi elini uzatmasın ve hayat ağacından almasın, ve yemesin ve ebediyen ya?amasın diye... Ve adamı  kovdu." (Tekvin 2:22,24)

 Adam iyiyi ve kötüyü bilmekle bizden biri gibi oldu, fakat bizden biri gibi sırf iyiliği yaşamıyor. Evet adam o zaman bilgide onlardan biri gibi olmuştu. Yani artık istediğinde karar kılabilir eğer isterse ebedi  bir kötülük yaşamına bile girebilirdi. Çünkü artık  iyliği ve kötülüğü biliyordu. Bunun için Tanrı bir plan yaptı bu plan gereğince insan önce günahını ve dolayısıyla da günahlı olduğunu görecek ve bir kurtarıcıya ihtiyacı olduğunu anlıyacaktı. Bütün tarihteki peygamberler de bunu, bu planı insana göstermek amcıyla geldiler ve bazıları insanlara Tanrı'nın varlığıyla birlikte O'nun bu planını bildirmek amacıyla gönderilmişlerdi.


"Ben iyi çobanım" diyen . . . İSA . . . ile ilgili bilgi edinmek isterseniz aşağidaki adrese yazın:

P.K. 52 Beşiktaş-Istanbul

Veya e-posta (kapsam@kapsamgazetesi.com) gönderin.

 

İlginç Seri Konuları

Toronto Bereketi

Gizli Güçler

Yahuda İncilili

Dünyanın Sonu

Ey Kilise Nereye?l

Kuran İle İncil Yan Yana

Haç Düşmanları 

İnsanın İkinci İsyanı

Anadolu'da Bir Hoşgörü Mucizesi

Türkiyede Hıristiyanlık Neden Yanlış Anlaşılıyor?

Hıristiyanlıkta Mezhepler

Evreni Kucaklayan sevgi



55

 



©Copyright 2001 Kapsam