Ana Sayfa Künye Biz Kimiz Bize e-posta gönderin Abonelik
İlginç Seri
Aktüel
Sizin Sayfanız
Gündem
Arşiv
Çeşitli Siteler
Kilise Adresleri

 


 

 

 

UYGULAMA   

Yaşamdaki zor şeylerden biri de "UYGULAMAK"tır. "Seni seviyorum" demek kolay, uygulaması ise pahalı bir fatura gerektirir. Güzel bilgiler teori olarak fikirde kalırsa ama bunun pratiği, uygulaması yok ise bir şeye yaramaz. Bir tıp doktoru, bir operatör teori olarak kendi dalında yeterli bilgiye sahip olabilir. Ama uygulamada hiç bir deneyi yok ise onun teorik bilgileri kendisini ehli, diploma sahibi yapamaz. Biri trafik kurallarını kitaptan okuyarak ezbere bilebilir. Ama direksiyon başında trafik içinde yeterli uygulama ve yeterli başarı gösteremezse, şoför ehliyetine hak kazanamaz. Bunun gibi örnekleri sıralayabiliriz. Ancak bu gibi örneklerle ne demek istiyoruz.

   Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Din ve Vicdan özgürlüğü bakımından hemen hemen Avrupa standartları gibidir. Kişi bu konudaki kanun maddelerine baktığında kendini sanki Avrupa'da imiş gibi hisseder. Bu konudaki kanun maddelerinin verdiği güvence, özgürlük, gerçekten iç açıcı, sevindirici niteliktedir. Hiç yoruma gerek kalmayan açık seçik, kolay anlaşılır durumda olan T.C. Anayasasının konu ile ilgili maddesi şöyledir: "Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yayın, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama hakkına sahiptir".

   Oysa UYGULAMA yönünden talihsiz bir durum hüküm sürmektedir. Örneğin, T.C. Anayasasının hiç bir yerinde "Hıristiyanlık propagandası suçtur" şeklinde bir madde yokken, tam tersine yukarıda örneğini verdiğimiz herkesin düşünce, dini inanç veya vicdani kanaatlerini her türlü yolla yayınlama hakkı tanınmışken, bazı kesimlerdeki talihsiz UYGULAMA, anayasanın verdiği hakları yok etmektedir.

   Örneğin: Bazı kesimlerde "Hıristiyanlık propagandası yapıyorsun" diye 1- Kişi ülkeden sınırdışı edilebilir. 2- Manevi baskı amacıyla soruşturma açılabilir. 3- Mahkemeye verilebilir. 4- Daha da kötüsü mahakeme süresi kasti olarak uzatılabilir. 5- Gözaltı tutuklusu uzatılan mahkeme suresince soğuk beton üzerinde battaniyesiz günlerce bırakılabilir. Sözün kısası, "mahkemede nasıl olsa beraat edecektir, iyisi mi bu gözaltı süresinde aklını başına getirelim" diye Hıristiyanlık propagandacısına işkence edilebilir...

   Hıristiyanlığı benimseyen özgür birinin, çevreden veya toplumdan "GAVUR OLDU!" diye horlanması veya dışlanması bir yana, gözaltı zamanında yapılan işkenceleri bir adli tabibe çıkıp da tespit ettirebilme, gerçek bir rapor alabilme imkanı bile yoktur. İz bırakmasın diye kum torbasıyla dövülmüş, en hassas yerlerinden elektriğe tutulmuş kaç tane Hıristiyanlık propagandası yapan "suçlu" (!)nun anlattıklarına tanık oldum. Hatta üstü başı kanlar içinde, çürüklerle dolu, dövülmüş Hıristiyan bir imanlı bir defa şöyle diyordu: "...beni bu vaziyetimle sağlam raporu almak için adli tabibe gönderdiler. Tabi tabip de sağlam raporu verdi. Tabip bunu yapmazsa kendisi de kötü duruma düşeceğini biliyordu."

   İşte güzel Anayasanın verdiği güzel hakların yanısıra çok güzel de uygulama! Komünistlere, anarşist veya teröristlere uygulanan durum, aynen Hıristiyanlık propagandacısına da uygulanır. Biri nasıl zararlı ve bölücü ise, öbürü de aynı ölçüde bölücü ve mikroptur!       

Komünistlarden sözetmişken şunu unutmayalım. Komünist ülkelerde bugünkü yumuşama veya değişim gelmeden önce bile, uygulama yönünden insan böyle bir tuzağa düşemezdi. Çünkü bir Hıristiyan bilir ki, komünist rejimi şunu bunu yasaklıyor. Yasalar böyledir. Bu yüzden ya dengeli ya pasif davranır ya da yeraltı faaliyeti yapar. Yakalanırsa da ne tür cezaya uğrayacağını bilir ve kabul eder. Çünkü var olan yasalara karşı gelmiştir.

   Oysa Türkiye'de durum o kadar değişiktir ki, kişi Anayasa karşısında kendisini özgür bulur. Ama uygulama karşısında tuzağa düşer! Kaldı ki bugünlerde komünist ülkelerdeki bu değişim süresinde artık din ve vicdan özgürlüğüne de büyük yer verilmekte. Örneğin, en tutucu, sağcı gazetelerden biri olan Zaman gazetesinde şöyle bir makale yer almaktadır: "Dünyanın kuzeyinden müjdeli haber: Sibirya Steplerinde ezan sesleri. Sibirya camileri açılıp TV'de dini konuşmalar yapılıyor..." denilmektedir. Komünist diye bilinen ülkelerde TV'de İslamla ilgili dini konuşmalar, ezan sesleri... Demokrasi ülkesi diye bilinen Türkiye'de kanunların bu kadar güzelliğine rağmen TV'den acaba Hrıstiyanlıkla ilgili bir konuşmaya müsaade verirler mi? Ne dersinis? İşte uygulama!

   Neden Türkiye'de durum böyle içler acısı? Neden Türkiye'de böyle çelişkiler? Kanımca bu durum şunlardan kaynaklanıyor.    1- T.C Anayasasının uygar ve güzel kanunları İÇTEN ÇIKMAMIŞ ama DIŞTAN GELMİŞTİR. 2- Bu kanunlar uygulamada yeterince yerine oturmamış veya benimsenmemiştir. 3- Eski Müslüman Osmanlı Halifeliğinin verdiği alışkanlıklar, tortular, kalıntılar hala bazı kesimleri etkilemektedir. İşte bu yüzden de Anayasa ile uygulama arasında sözünü ettiğimiz çelişkiler doğuyor.

   Atatürk, Osmanlı halifeliğini yıkarak ve o sistemdeki demokrasi, insan hakları, laiklik ve uygarlıkla çelişen İslami hurafeleri kaldırarak Türkiye'ye çok güzel şeyler bazı kesimlerde sadece sözde beğenilip kabul edilirken, uygulamada benimsenmediği veya tam yerine oturmadığı açıkca görülmektedir. Bir tarafta güzel, medeni, Avrupa'dan gelen hukuk düzeni, iyi bir anayasa, öbür tarafta (bazı kesimlerde) eski Osmanlı halifeliğindeki alışılmış Müslüman mentalitesi  ve buna bağlı uygulama şekli. İşte bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu ve düzeltilmesi gereken uyumsuzluklardan biri. Keşke tüm Türk halkı, (adli makamlar, hakimler dışında) bazı resmi makamlar, bazı polisler, emniyet mensupları, gazeteler, büyük önder Atatürk'ün ilkelerini, mevcut anayasa maddelerini içlerine sindirebilseler. Kanun maddeleri ne ise keşke uygulamalar da tam o doğrultuda olabilse!

   Türkiye'de yaşayan yabancı uyruklu olsun veya Türk olsun, Tanrı'sından aldığı emirle İncil'i başkalarına da bildirmek istiyor. Zorlama ile değil, kaba kuvvetle değil, baskıyla değil, yoksa anlamsız ve güçsüz olurdu. Sevgiyle ve kişinin razı olması durumundada İncil'deki kurtuluşu, cennet güvenliğini, Tanrı ile gerçek barış ve ilişki  sevincini paylaşmak istiyor. İsteyen dinler, isteyen reddeder. Hz. İsa'nın: "Siz gidip tüm ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin." diye verdiği son emir bellidir. (İncil, Matta 28:20) Bu ayet gibi pek çok İncil ayeti ile, iyi bir Hıristiyanın Tanrı önünde İncil'i duyurmakla yükümlü olduğu anlaşılır. İncil'i yaymak, iyi bir Hıristiyanın, yukarındaki benzeri ayetler doğrultusunda vicdani kanaatleri ve dini inancı durumundadır. Aynı zamanda İncil'i yaymak, iyi bir Hıristiyanın ibadeti sayılır.

   Öbür tarafta şükürler olsun ki, T.C. Anayasası buna engeller mahiyette değil, tam tersine teşvik eder mahiyettedir. Ancak bazı kesimlerdeki mevcut carpık uygulamanın kalkmasını ve bu konudaki anayasa maddelerinin bir süs eşyasi gibi gösterilmekten çıkıp, içe sindirilen, yürekten benimsenen bir durum almasını gönülden arzu ediyoruz. Anayasanın o güzel maddelerinin sadece mahkemede, hakimlerin elinde ve kararında değil, ama halkın her kesiminde, poliste, emniyet mensuplarında, gazetelerde... sadece yazı olarak sunulması değil, ama gerçeklikle uygulamaya konulabilmesi için dua etmeye lütfen devam edelim.

       Sadece bilen degil, uygulayan.

       Sadece konuşan değil, yasayan.

       İşte budur kişiyi çelişkisiz, uyumlu kişi yapan.

                                       Özdemir İÇEL




55



©Copyright 2001 Kapsam